ÖNSÖZ

Nihat KÖLÜK (Makine Müh.-MBA)
17.01.2011

GİZLİ BUZLANMA VE  KIŞ LASTİKLERİ

    Mevsim itibariyle, sabah kalktığımızda gördüğümüz yoğun kar yağışı çocuklar için okulların tatil olabileceği, karda oynanabilecek güzel bir sürprizdir.  Büyükler için ise genellikle hayatı zorlaştırmakla birlikte önemli bir risk oluşturmamaktadır. Ancak, gizli buzlanma aynı derecede masum değildir. 
Pencereden baktığımızda gördüğümüz yağışsız hava ve kuru yol bizi rahatlatmakta, dikkatimizi yol ve yol şartlarından uzaklaştırmaktadır.  Halbuki havanın aniden soğuması, hava içindeki nemin donarak yol üzerindeki ince bir buz tabakasına dönüşmesine yol açmış olabilir. Bu durum özellikle üstgeçit,  köprü üstleri ve yolun gölgede kalmış bölümlerinde yoğunlaşmaktadır. Bu bölümlerde riski azaltmak için bazı önleyici tedbirler almak gerektiği gibi sürücülerinde sıcaklığın 3 °C'nin altına düştüğü havalarda gizli buzlanma konusunda tedbirli olmaları gerekmektedir.

    Gizli buzlanmanın önlenmesi amacıyla klasik yol tuzlama faaliyetinin yanı sıra daha etkili kimyasallar ve sabit otomatik sprey sistemler kullanılmaktadır. Elbette ki karayolu ve belediye ekipleri kar ve buz temizleme çalışmaları yanında buzlanmayı öneyici çalışmalara da önem vermekte ve bu konudaki imkanlarını geliştirmektedir.  ABD'de yapılan istatistikler, bu yöndeki önleyici çalışmaların kazaları % 88 oranında azalttığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte aynı anda yolların tüm riskli bölümlerinde bu önlemin alınmasını zorlaştıran hem ekonomik hem de teknik zorluklar bulunmaktadır. 

    Trafiğe çıktığımızda mevcut yol şartlarını değiştirme imkanımız bulunmadığını ancak kendimizi ve aracımızı kontrol yetkisinin bizde olduğunu bilmekteyiz.  Sürücü olarak bu kontrolü sağlamadığımızda şu acı tablo ortaya çıkmaktadır. 2010 yılı Türkiye kaza istatistiklerine  baktığımızda, 117.121 kazanın 103.763'ünün sürücü hatalarından meydana geldiği kaydedilmiş iken yol kusurundan kaynaklanan kaza sayısı ise sadece 325 olarak belirtilmektedir.  Bu sürücü kusurlarının başında ise 33.701 ile  "Araç hızını yol, hava ve trafiğin gerektirdiği şartlara uydurmamak" gelmektedir.  Sürücülerin riskli havalarda, yolun kuru görünmesine aldanarak normal seyrine devam etmesi gizli buzlanma kurbanı olarak bu tabloda hatalı sürücü olarak yer almalarına yol açmaktadır.

    İstenmeyen böyle bir tabloda yer almamak için bazı tedbirleri almak ve dikkatli olmak için kar yağması beklenmemelidir.  Öncelikle, araçların yaz lastikleri  dört mevsim veya kış lastikleri ile değiştirilmelidir.  6-7°C'nin altındaki sıcaklıklarda kış lastiği kullanmak gereklidir.  Bunun nedeni sadece kış lastiklerinin özel profilleri olması değildir.  Yaz lastiklerinin malzemesi düşük sıcaklıkta sertleştiği için yola tutunması zayıflamaktadır.  Kış lastiklerinin malzemesi ise daha yumuşaktır ve soğuk hava şartlarında kuru asfalt veya karda tutunmayı artırmaktadır.  Yapılan bir testte 50 km/h hızla karlı zemin üzerinde fren mesafesi yaz lastiği ile 31 m. İken kış lastiği ile sadece 6 m. dir.  Zeminde buzlanma olup olmadığı direksiyonda ki hafiflemeden, lastiğin sesinin azalmasından takip edilmelidir. Bu mevsimde araçlardaki dış hava sıcaklığını gösteren termometreye bir göz atmak güvenli sürüşün ilk adımı olabilir.  Çünkü 3 °C'nin altındaki havalarda özellikle üst geçit, köprü, ağaçlı bölgeler, yüksek ve açık alanlar gizli buzlanma riski olan bölgeler olup bu bölgelerde araç hızları mutlaka azaltılmalıdır. Öndeki aracı takip mesafesi artırılmalı,  ani frenleme ve dönüşlerden kaçınılmalıdır.




ÖNSÖZ

Bülent DİLMEN
Karayolu Trafik ve Yol Güvenliği Araştırma Derneği
IĞDIR Temsilcisi,Trafik ve Çevre Bilgisi Öğretmeni
08.03.2011
BİSİKLET KULLANIMINDA SAĞLIKLI YAŞAM VE IĞDIR PROJESİ

GİRİŞ
Iğdır İli toplamda 183.486 kişi olup,  2010 yılı sonu itibariyle 18.545 motorlu araca sahiptir.Motorlu araç sürücü belgeli insan sayısı da 23.988 dir. Buna göre ortalama 10 kişiye bir araç düşmektedir. Bunların dağılımı da şöyledir.Otomobil 4437,minibüs 1156,otobüs 477,kamyonet 2943,kamyon 3872 ve motorsiklet 2997 dir.Otomobil sayısı genel ortalamanın daha üstünde olup, her 6 kişiye bir otomobil düşmektedir.
Bu küçük ilimizde  araçlarında otopark sorunu olduğundan motorlu araçlarında yaya kaldırımlara konulmasının  yanında bilhassa öğrencilerin bisiklet kullanmalarında motorlu araçların içerisinden geçmeleri veya onlarında yaya kaldırım üzerinden bisiklet kullanmalarını önlemek için bir proje yapılmasına başlanılmıştır.Bu fiziki olumsuzlukların giderilmesi yanında hedefte dört temel ilke yatmaktadır.
1-Bisiklet kullanımını her yaştan ve herkese sevdirmek,
2-Hava kirliliğini  ve enerji kaybını önlemek,
3-Bisiklet kullanarak sağlıklı yaşamın devamını sağlamak,
4-Bisiklet kullanımından dolayı diğer araçların oluşturduğu riskleri ortadan
kaldırmaktır.

PROJENİN GEREKÇESİ
İlimizdeki trafik karmaşasını azaltarak önemli ölçüde can ve mal kaybına neden olan trafik kazalarını önlemeye yönelik Çalışmaların etkilerini sürekli hale getirilmesine katkıda bulunmaktır. Bu çerçevede; İlin trafik görüntüsü toplumun aynası medeniyetinin göstergesidir. Bir ilin gelişmişliğini, kültürel yapısını, sosyolojik ve psikolojik yapısını çözmek ve görmek istiyorsanız o ilin trafik kültürüne bakmamız yeterlidir düşüncesiyle;
-Şehir içi ulaşımda araçların değil, insanın öncelikli olduğu, çok-boyutlu  çözümlerin geliştirilmesi gerektiği bilinciyle çalışmalara başlanmalıdır. Yaya, bisiklet ve toplu taşım sistemlerine, diğer bir deyişle insana öncelik verilerek alternatifler geliştirilmeli, projedeki temel amaç kalıcı ve sürekliliği olan çözümler üretmektir.
-Yaya kaldırımlarının, kahvehanelerin, seyyar satıcıların, bakkalların, manavların, mağaza ve işletme sahiplerinin işgalinden kurtarılması ve her türlü motorlu araçların park etmelerinden arındırılması. Yaya Kaldırımlarının üzerinde bulunan elektrik, telefon direkleri, çöp kutuları, trafik panoları, çiçeklikler, zincirler, demir kazıklar, sarkan ağaç dallarının kaldırılması ve taşıtların park etmesinin önlenmesi, Ticari işyerlerinin önlerine tezgâh açmalarının kısıtlanması.
- İlimizdeki trafik karmaşasını azaltarak önemli ölçüde can ve mal kaybına neden olan trafik kazalarını önlemeye yönelik çalışmaların etkilerini sürekli hale getirilmesine katkıda bulunmaktır. Bu çerçevede;
- Trafik kazalarının belli disiplinler dahilinde azaltılması ve bu amacı gerçekleştirecek kaynakların hedefe yönelmesini sağlayacak toplumsal trafik güvenliği stratejisinin hazırlanması,
-İlimizde bulunan Okul çağında yaklaşık 50 bin öğrenciye   trafik eğitiminin etkin şekilde verilmesinin önündeki engellerin kaldırılması, Trafik Genel Eğitim Planına işlerlik kazandırılması, toplumun trafik güvenliği konusunda bilgilendirilmesi ve bilinç düzeyinin yükseltilmesi amacıyla eğitim eksikliğinin giderilmesi,
- Etkin bir trafik eğitimi yapılması sonucunda bisiklet yolu yapılarak sportif  tasarruf bilincine sahip ve sağlıklı nesiller yetiştirip trafik karmaşasını en aza indirilmesi için ilgili kurum ve kuruluşların gerekli önlemleri alabilmelerini sağlamaktır.

PROJENİN UYGULAMA ADIMLARI
1-Bisiklet yolu güzergâhı tespit toplantısı
2-Bisiklet yolu malzeme temini
3-Her Okulda Bir hafta trafik kuralları tanıtımı ve bir günlük seminer
4-Her Okulda Bir hafta bisiklet kullanma kuralları ve proje tanıtımı
5-Ticari taksi sürücülerine trafik kuralları ve proje tanıtımı
6-Ticari dolmuş sürücülerine trafik kuralları ve proje tanıtımı
7-İlimizde bisiklet kullananların eğitime alınması
8-Şehir içinde bisiklet kullanıcılarına ulaşım
9-Bisiklet yolu işaretlemeleri
10-Kaldırımların işgalden kurtarılması
11-Proje uygulama
Projeye İl trafik komisyonuna sunumdan sonra eğitim adımları izlenerek başlanacaktır.

PROJENİN BAŞLAMA/BİTİŞ TARİHİ
01/03/2011-01/01/2014

PROJENİN MALİYETİ
1-Eğitim Materyali gideri: Eğitim verilecek okullarda öğrencilere verilmek üzere trafik
   kuralları kitabı 1000 adet = 4.000 TL
2-Bisiklet yolu işaretleme gideri:a) Yatay işaretleme cizgi genişliği 12cm olmak üzere
    6000 m .b),Dikey işaret levhaları = 8.000 TL
3- Ulaşım Gideri: Eğitim verilecek okullar ve ilçelere ulaşım = 1500 TL
4-Tanıtım Gideri:Broşür ve ilan = 1.500 TL
5-Metaryal Gideri:Bilgisayar,projeksiyon cihazı ve kırtasiye =  2000 TL
6-Diğer Giderler = 3.000 TL
Genel  Toplam: 20.000 TL
NOT: Maliyet yol uzunluğu ve öğrenci sayısı ile orantılıdır.

PROJEYE DESTEK VERENLER
1-Iğdır Valiliği
2-Iğdır Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Müdürlüğü
3-Hürriyet İlköğretim Okulu-Iğdır
4-Türkiye Bisiklet Federasyonu-Ankara
5-Karayolu Trafik ve Yol Güvenliği Araştırma Derneği-Ankara


IĞDIRDA MEVCUT DURUM
PROJENİN SONUNDA BÖYLE OLACAKTIR
ÖNSÖZ

Güler GÜVENÇ
SGK.Şube Müdürü
gguvenc@sgk.gov.tr
01.04.2011

Trafikte Kadın Olmak…!

    Günümüzde kadınlar birçok konuda erkeklerle eşit şartlarda mücadele ediyor. Bunları, özel sektörde eğitim, sağlık, turizm, bankacılık, inşaat, spor ve çeşitli sosyal alanlar olarak sıralayabiliriz. Kamuda bu tırmanış çok hızlı bir şekilde devam etmektedir. Gösterdikleri başarı grafikleriyle ön plana çıkan, kariyerleriyle erkekleri geride bırakan kadınlar, trafikte de kendini göstermiştir. Özellikle büyük şehirlerde şehir dışında yapılan konutlar, alışveriş anlayışının değişmesi gibi çağdaş yaşamın getirdiği bir takım oluşumlar kadın için otomobili lüks olmaktan çıkarıp, neredeyse zorunlu kılmıştır.

    Son 10 yılda, ehliyet sahibi kadınların iki kat attığı görülmüştür. Erkeklere göre daha bilinçli ve tedbirli araba kullandıkları emniyet yetkilileri tarafından açıklanan kadın sürücüler, yolcu güvenliğine verdikleri önemle, araçlarında trafik ve ilk yardım seti bulundurmada ön sırada yer almaktadırlar. Erkek sürücüler ise daha çok araçlarında zincir, çekme halatı, takoz gibi malzemeleri bulundurmaya özen gösterirken, kadın sürücülerin "GÜVEN" olayına verdikleri önem yadsınamayacak şekilde ortadadır. Trafik ekiplerinin kontrolleri sonucunda emniyet kemeri, belgeler ve araçlarda bulundurulması zorunlu olan malzemeler konusunda da gereken titizlik yine kadın sürücülerimizde öne çıkmaktadır.

    Ülkemizde araba kullanan kadın sayısı doğudan batıya doğru gidildikçe artmakta olup, İzmir'den örnek verirsek sürücülerin % 24'ünü bulmaktadır. Kentleşme hızı artıkça kadınların trafikteki  sayısı tablodanda görüleceği gibi daha çok artacaktır. 















www.egm.gov.tr

    Şimdi konumuza bir de başka yönden yaklaşalım. Geleneksel açıdan bakılınca "araba kullanmak erkek işidir" diyen, azımsanmayacak kadar çok, insan çıkıyor ortaya. Tabii ki bunlar hala kadın ve erkeğin eşit olduğunu kabul etmeyen erkek sürücülerdir. Diğer adıyla magandalar…

    Otomobil kullanan kadınları sıkıştırıp, kaza yaptıran bu insanlar! Hukukçulara göre "taammüden cinayete teşebbüs" suçu işliyorlar. Ülkemizde kadın sürücülerin sayısı arttıkça, trafik kazalarıyla ilgili ilginç tablolar ortaya çıkmaktadır. Örneğin, dikkatli araba kullanan kadınların çoğunluğu, kendi hataları yüzünden değil de, uzmanlarımızın  "psikopat" diye adlandırdığı bu erkek sürücüler nedeni ile kaza
yapıyorlar.  Erkek sürücülerin yüzünden meydana gelen kazalarda kadınlar ve çocukları ölüyor, yaralanıyor, araçlar ağır hasar görüyor. Bütün bunlar  erkek sürücülerin, evde oturmasını istediği kadının, direksiyon başında, onunla aynı konumda olmasına tahammül edemeyip, adeta çıldırıp ve kadın sürücülere, inanılmaz trafik tacizleri uygulamalarına "suikast" ya da "ölüm tuzakları" desek abartmış olmayız.

    Psikopat sürücüler kadın sürücülere yavaş gittikleri için trafik lambalarına uydukları için sinirleniyorlar, onlara, aniden önlerinde durma, klakson ve sellektör yapma, direksiyonu üzerlerine kırmakla gibi, hadlerini bildiriyorlar. 2008 yılının Şubat ve Mart aylarında Karayolu Trafik Araştırma Enstitüsünün   trafikte  kadına yönelik taciz  ve saldırganlık üzerine yapmış olduğu araştırma şöyledir. (1)

    "Kadın sürücü olarak kent içerisinde veya şehirlerarası yollarda gece ve gündüz trafikte arkadan gelen veya yanda bulunan erkek sürücülerden sözle, elle, sinyal ile korna çalarak tacize uğruyor musunuz?" sorusuna    katılan 732 kadın sürücünün % 35 inin en az beş defa tacize uğradıklarını % 65 nin de daha çok tacize uğradıklarını  beyan ettiklerini bildirdi.

    Tacize uğramada az ile çok arasında fark yoktur. Tacize uğrayan kadınların bir kısmı paniğe kapılarak can ve mala yönelik kaza yapmakta, bir kısmı kısa veya uzun süreli araç kullanamamakta ve bir kısmı da yaşadıkları olumsuzluklara rağmen araç kullanmaya devam etmektedir. dedi.

    Bu satırları sizler  okurken, hayatın bir rutini gibi gelebilir insana. Ancak, yaşanan gerçek çok daha korkunçtur. Kadın sürücülere yaşatılan panik sonucu, otomobilleri yoldan çıkıyor, bariyerlere çarpıp takla atıyor, köprüden uçuyor, arkadan gelen kamyonun altına giriyor… Sizler de takdir edersiniz ki bütün bunlar, bir trafik kazası değildir. Hukukçular işlenen suçun "yineliyoruz " , "taammüden cinayete teşebbüs" olarak algılanması gerektiğine dikkat çekiyor.

    Uzman doktorların görüşlerine göre, kadın sürücüleri taciz eden erkekler, ailede şiddete ve cinsel baskıya maruz kalan kişiler olarak tanımlanıyor. Çocuk, annesinin babasından dayak yediğini görerek büyüyorsa, o çocuk ileride kadına saygı duymayacaktır. Onlar kadını böyle hatırlıyor, böyle biliyorlar. Kadın sürücüleri direksiyonda görünce "bir de araba kullanıyor" diye düşünürken, şiddetin, cinsel bastırılmışlığın dışa vurumu sergileniyor. TCK nun 179.maddesinde belirtilen cezaların caydırıcılığı çok yetersiz kalırken, bazı gelişmiş ülkelerde kadını trafikte koruyan özel yasaların çıkartıldığı ve böylece kadınların daha güvenli ve aktif olarak hayatın her noktasında topluma, eşine, çocuklarına ve kendisine yararlı olduğu görülmektedir.

    Sonuç Olarak; ülkemizde kadın olmak hele de trafikte kadın olmak çok zordur. İnsanlarımıza sürücü belgesi eğitimi verilirken  mutlaka "Trafikte Kadına Yönelik Taciz" konusunun ve sonuçlarının bir ülke için ne kadar önemli olduğunu ders olarak okutmalı, anlatmalı ve tüm sürücülerimizi de bilinçlendirmeliyiz.

Trafik'te   Kadına  Saygılı Bir Türkiye Dileğiyle…!

(1)www.trafik.org.tr


YILLARA GÖRE SÜRÜCÜLERİN CİNSİYETE GÖRE  DAĞILIMI
YIL
TOPLAM SÜRÜCÜ
ERKEK
%
KADIN
%
2000
13.859.449
11.988.154
86,5
1.871.295
13,5
2002
14.994.960
12.851.459
85,7
2.143.501
14,3
2004
16.151.623
13.704.551
84,8
2.447.072
15,2
2006
17.586.179
14.770.114
84,0
2.816.065
16,0
2008
19.377.790
16.073.831
82,9
3.303.959
17,1
2009
20.460.739
16.871.100
82,5
3.589.639
17,5
TRAFİKTE YAZ MEVSİMİ İÇİN 10 TEMEL UYARI
(Hususi ve ticari araç kullananlara)
04.07.2010
BAŞYAZI
İhsan MEMİŞ-Genel Başkan

    Trafikte yaz mevsimi ölüm riskini 2-3 kat artırmaktadır.Türkiye de ilk öğretim ve liselerin tatile girmesi ile Üniversite seçme sınavlarının da  yapılması nedeniyle büyük kentler dahil, aileler ve gençler tatile çıkmakta ve en az 500 km gidiş ve bir o kadarda dönüş yolu kat ederek şehirler arası yollarda araç kullanmaktadırlar. Ayrıca Avrupa ülkelerinden tatil yörelerine gelen  turizm araçları ile Avrupa da yaşayan Türk ailelerinde kara yolu ile dönüş yaparak mutlaka bir tatil yörelerine gitmek için araç kullanmaları mevcut araç trafiğini en az iki kat artırmaktadır. Yani Haziran ,Temmuz ve Ağustos aylarında tatil amacı ile hareket eden nüfus yaklaşık 20 milyon olmakta ve bunların yaklaşık  % 80 de kendi binek araçları ile seyahat ederken, geriye kalanı toplu taşım araçları olan otobüslerle gidip dönmektedir. Bu yoğunlukta trafikte ölümleri en aza indirmek için;
    1-Karayolu kullanımında hız limitlerine uymanızın yanında en fazla 3 saat araç kullanarak mutlaka mola vererek dinleniniz.
    2-Uykulu, yorgun ,aç karnına ve alkollü olarak kesinlikle araç kullanmayınız.
    3-12 yaşından küçük çocuklarınızı mutlaka arka koltuğa oturtunuz ve emniyet kemerlerini bağlayınız. Çocuklar için mutlaka oto koltuğu kullanınız.
    4-Sürücü ve ön koltukta oturanlar dahil mutlaka emniyet kemerini takınız ve eşler olarak emniyet kemeri için birbirlerinizi ikaz ediniz.
    5-Köprü üstü, viraj, tünel ve tepe üstlerinde araçları kesinlikle sollamayınız. Yollarda birbirleriniz ile yarış yapmayınız.
    6-Bölünmüş yollarda (duble yol) hız sınırları otomobiller için tek şeritli yollardaki kadar
olup,(90+9km/h ), kesinlikle hız sınırlarına uyunuz.
    7-Olası maddi hasarlı kazalar için aracınızda mutlaka kaza tespit  tutanağı bulundurunuz.Yoksa sigorta şirketlerinizden isteyiniz..Böyle bir kaza halinde ölüm ve yaralanma yoksa de polis veya jandarmayı mümkünse çağırmadan anlaşarak ve birbirlerinizden ilgili belge fotokopilerini alarak yollarınıza devam ediniz.
    8-Aracınızı kullanırken  belirlenenden fazla  yolcu ve  yük almayınız. Ellerinizi dışarıya çıkarıp sallamayınız. Yollara kola kutuları atmayınız.
    9-Araç kullanırken sol şeridi daima kullanmayınız. Sol şeridi diğer araçlara da açık tutunuz.Cep telefonunuzla konuşarak araç kullanmayınız.  Cep telefonunuzu kapatınız, mola yerlerinde açarak konuşmanızdan sonra tekrar kapatınız. Tüm dikkatinizi yol ve takip mesafesine veriniz.
    10-Şehirlerarası araç kullanırken ,üzücü, stresli müzik dinlemeyiniz. Dinlendirici müzik dinleyiniz Üzücü ve stresli  konuşmalar yapmayınız. Eşlerinizle ,çocuklarınızla  araba içerisinde münakaşa etmeyiniz. Dinlendirici veya sohbetli konuşmalar yapınız.
    Trafik ve yol güvenliği alanında bir ihtisas kuruluşu olan derneğimiz olarak HAZİRAN,TEMMUZ VE AĞUSTOS aylarında tatile gidecek ve dönecek tüm ailelere,gençlere,yabancı ülkeden gelen turistlerimize güzel, mutlu ve sağlıklı günler dilerken, yukarıda bulanan uyarılarımızı mutlaka dikkate almalarını tüm kişi ve kuruluşlara bir kez daha hatırlatırız. Saygılarımızla

Karayolu Trafik ve Yol Güvenliği Araştırma Derneği a.

İhsan MEMİŞ                   Semih BAYDAR
                Başkan                      Başkan Yardımcısı        

www.trafik.org.tr- 0532/2808182
NOT: Kaynak kullanmadan yayımlanamaz.Mümkünse Derneğimizin logosunu da kullanınız.

BAŞYAZI

Dr.Müh. ALİ HELVACI 
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Emekli Müsteşarı

TRAFİK VE YOL GÜVENLİĞİ'NİN ÖNEMİ
(Önlem alma tedaviden daha iyidir)


    Ülkemiz bulunduğu coğrafyanın stratejik özelliği nedeniyle ulaşım sektöründe önemli bir yere sahiptir. Avrupa'yı Asya'ya bağlayan, Ortadoğu'nun kilit ülkesi Türkiye, dünya ülkelerinin özellikle karadan ve denizden bağlantılarını sağlamaktadır. Bu durum ülkemizin önemini bir kat daha arttırmaktadır.

    Milli ve uluslararası alanda; ekonomik, ticari, sosyal, teknolojik ve stratejik gelişmeleri dikkate alarak kullanıcı talebini karşılayan güvenli,  konforlu, çevreye duyarlı, diğer ulaşım sistemleri ile uyumlu,  çağdaş karayolu ulaştırma ağını kurmak, yönetmek ve işlemlerini sağlamak bir milli görevdir. Trafik kazalarının yaralanma, sakat kalma ve ölüm açısından etkisi, kamu sağlığını ilgilendiren sosyal ve küresel,  önemli bir olaydır. Son yıllarda yol güvenliği işinde uzman sistemler gibi yeni yöntem ve teknolojiler uygulanmaktadır.

    Yol Güvenliğinin esası güvenli yol tasarımından ve trafik güvenliğinden sorumlu bir disiplin olmasına karşın bu husus ülkemizde daha yeni anlaşılmaya başlanılmıştır. Yol güvenliği araştırmasında ilk zamanlara göre çok değişik formasyonlar ve bilimler (mühendislik, tıp, sosyoloji , ekonomi)  birlikte değerlendirilmektedir.

    Bu birlikteliğin sonucunda;  İnşaat Mühendisliği - Ulaşım Mühendisliği - Trafik Mühendisliği - Yol Güvenlik Mühendisliği birbirleriyle sıkı bir ilişki içinde olup sırasıyla birinin ihtiyacından diğeri ortaya çıkmıştır. Bu açıdan bakıldığında yol güvenlik etütleri bu sistematik çabaların bir parçasını oluşturmaktadır.

    Yol Güvenliği;  yolcuların ve eşyaların emniyetli, hızlı,  konforlu, elverişli ve çevreye uyumlu olarak taşınmasını sağlamak amacıyla ulaşımın herhangi bir türü için planlama, fonksiyonel tasarım,  araçların ve tesislerin işletilmesi konularında,  teknolojik ve bilimsel prensiplerin bir uygulaması veya yapımıdır.
   
    Trafiğin ana elemanları; İnsan "sürücü, yaya ve yolcu"  Araç, Tesis, Çevre olarak ele alınır. Trafiğin  üç  fonksiyonu  ise  Mühendislik  "Engineering" - Yaptırım  "Enforcement" - Eğitim "Education"  olup aralarındaki ilişki  kapalı bir döngü biçimindedir. Kısaca Yol Güvenliği; güvenli yol tasarım ilkeleri, Araç / İnsan / Çevre Faktörleri, Eğitim / Yaptırım / Yol Güvenlik Yönetimi hususlarını  birlikte ele alarak kaza sayısını ve kaza şiddetini en düşük oranda tutmak amacıyla ortaya çıkan bir uygulama alanı olma özelliğini taşır. Yol Güvenlik  Yönetimi, aşağıdaki hususların bir bütün olarak ele alınmasını gerektirmektedir.

"    Yol kullanıcı faktörleri ve Çevresel faktörler.
"    Seyahat ihtiyacı; yer değiştirme talebi ve seçim tercihleri veya alışkanlıkları.
"    Kaza yaratım faktörleri.  (araç karakteristiği, yol karakteristiği ve trafik faktörü)
"    Tesadüfü veya beklenmeyen faktörler.
"    Kazalar;  Oluş yeri - şekli - zamanı
"    Ölüm, yaralanma ve hasarlı kazaların ekonomik kaybı "ilk yardım, geri kazanma gibi"
"    Yol kullanıcısı, araç ve yol sistemi arasındaki ilişkiler ile birbirlerine olan etkisi
"    Kaza önleyici veya güvenlik tedbirlerinin etkilerinin belirlenmesi.  ( yol geometrik tasarımı işaretleme ve aydınlatma, hız limiti, yapım / bakım / onarım işleri gibi)

    Trafik ve yol güvenliği uygulamalarında; yol kullanıcısı, araç, kaplama yüzeyi, yol geometrik özellikleri, yol  güvenlik  tedbirleri gibi hususları bir bütün olarak dikkate alma, esasına uyulmalıdır.  Yol Güvenliğinin Temel Prensiplerindeki önemli hususlar olarak,

"    Trafik akım teorisi, (Trafik akımının üç elemanı; hız, yoğunluk  ve akım oranıdır.)
"    Kaza etütleri, (Kazaların oluşumunda  yol, sürücü, araç ve çevresel faktörler rol oynar.)
"    Yol güvenliği iyileştirme programı, (Planlama ve değerlendirme aşamalarından oluşan program dahilinde; bilgi toplama ve değerlendirme, tehlikeli bölgelerin "kara noktaların" belirlenmesi, Trafik Mühendislik etütlerinin yapılması ve iyileştirme önceliklerinin belirlenmesi işleri, esas alınmalıdır.)
"    Kaza sonuçlarının İstatiksel "regresyon ve olasılık" Analizi ve Ekonomik "yatırımın maliyeti, kârlılığı ve beklenen faydalar" Analizinde kaza esaslı ve kaza esaslı olmayan şeklinde değerlendirme yapılır.
"    Yol tasarımının kazalar üzerindeki etkisi, (İnsan - araç  - yol - çevre ve mühendislik ile yaptırım - eğitim arasındaki  güçlü ilişkiler bileşik şekilde )

ele alınır ve bu prensipler sayesinde kazaların oluşum nedenleri ile sonuçları hakkında bir fikir edinilmekte ve kazalara önleyici tedbirler için yorum yapılıp bir karar verilebilmektedir. Güvenli yol tasarımında enkesit, yatay eksen, düşey eksen , görüş mesafesi, yatay ve düşey eksenlerin "üç boyutlu tasarım" uyumu gibi hususların ele alınması şarttır. Ayrıca yol tasarım stratejisinde;  Çevre, Fonksiyonel sınıflama, Güvenlik, Trafik kapasitesi, Ekonomi ve Estetik durumları da büyük önem taşır. Yol kenarı elemanlarının güvenli tasarımı, toplam yol güvenliğinin bir parçası olup yol platformunun güvenliği kadar önemlidir.

    Yol mühendisleri; güvenli trafik işletimini gerçekleştirebilmek için "Kalite  prensibini, Mekana göre tutarlılık prensibini ve Zamana göre tutarlılık prensibini" dikkate alması gerekmektedir. Yol iyileştirmeleri ile kazaların %20 oranında azalacağı ve davranışların düzeltilmesiyle güvenlikteki iyileşmenin de   % 40  kadar  olacağı  varsayılmaktadır (*). Mevcut yollarda  yol  güvenliği  açısından; tepe düşey kurplar da, köprülerde ve kavşakların  iyileştirilmesi için aşağıdaki  kriterleri  göz önünde  bulundurmak  yararlı  olacaktır. Bu amaçla;

"    Görüş mesafesinin sağlanması,
"    Hızlanma - yavaşlama, sağ sol dönüş ve benzeri ilave şeritlerin yapımı,
"    Bölünmüş yola dönüştürülmesi,
"    Yönlendirme adalarının tasarlanması,
"    Trafik işaretlerinin konulması gibi  güvenlik tedbirleri alınmalıdır.

    Trafik güvenliği çalışmaları kapsamında kaza kara noktalarının azaltılması, sinyalize kavşakların iyileştirilmesi, yatay ve düşey işaretlemelerin kısa süre de bitirilmesi, oto korkulukların tamamlanması, köprülerin bakım ve onarımının yapımı ve yeni köprü projelerinin hazırlanması ile bölünmüş yolların, oto yolların, tek platformlu yolların kaplama yapım ve onarım çalışmalarının Cumhuriyet'in  100. yılı olan 2023 yılına kadar tamamlanması Ülke, can ve mal güvenliği açısından son derece  yarar ve önem taşımaktadır.

    (*) 2010 yılı kaza sayısı 1.104.388, Olay yerinde kayıtlara geçen ölü sayısı 4.045,yaralı sayısı 211.496
   




.::. HOŞGELDİNİZ ***KALİTELİ SÜRÜCÜ***KALİTELİ YOL***KALİTELİ DENETİM*** .::.
BAŞYAZI
İhsan MEMİŞ-Genel  Başkan


YAZ MEVSİMİNDE  TRAFİK VE YOL GÜVENLİĞİNDE
SÜRÜCÜLER  İÇİN 13 TEMEL UYARI
(Hususi araç kullananlara)


    Trafikte yaz mevsimi kaza riskini 2-3 kat artırmaktadır.Türkiye de ilk öğretim ve liselerin tatile girmesi ile Üniversite seçme sınavlarının da  yapılması nedeniyle büyük kentler dahil, aileler ve gençler tatile çıkmakta ve en az 500 km gidiş ve bir o kadarda dönüş yolu kat ederek şehirler arası yollarda araç kullanmaktadırlar. Ayrıca Avrupa ülkelerinden tatil yörelerine gelen  turizm araçları ile Avrupa da yaşayan Türk ailelerinde kara yolu ile dönüş yaparak mutlaka bir tatil yörelerine gitmek için araç kullanmaları mevcut araç trafiğini en az iki kat artırmaktadır. Yani HAZİRAN,TEMMUZ,AĞUSTOS aylarında tatil amacı ile hareket eden nüfus yaklaşık 20 milyon olmakta ve bunların yaklaşık  % 80 de kendi hususi araçları ile seyahat ederken, geriye kalanı toplu taşım araçları olan otobüslerle gidip dönmektedir. Bu yoğunlukta trafikte kazaları ve ölümleri en aza indirmek için;


1-Karayolu kullanımında hız limitlerine uymanızın yanında en fazla 3 saat araç kullanarak mutlaka mola vererek dinleniniz.
2-Uykusuz, yorgun ,aç karnına veya alkol alarak veya aşırı yemek yiyerek kesinlikle araç kullanmayınız.
3-Yanınıza daima içecek sıvılar alınız.Sağlık sorunlarınız var ise onlara ait ilaçlarınızı da yanınıza almayı unutmayınız.
4-12 yaşından küçük çocuklarınızı mutlaka arka koltuğa oturtunuz ve emniyet kemerlerini bağlayınız. Çocuklar için mutlaka oto koltuğu kullanınız.
5-Sürücü ve ön koltukta oturanlar dahil mutlaka emniyet kemerini takınız ve eşler olarak emniyet kemeri için birbirlerinizi ikaz ediniz.
6-Köprü üstü, viraj, tünel ve tepe üstlerinde araçları kesinlikle sollamayınız. Yollarda birbirleriniz ile yarış yapmayınız.
7-Bölünmüş yollarda (duble yol) hız sınırları otomobiller için 110 km/h ), olmasına rağmen yerleşim yerlerinden geçerken hızınızı azami düşürünüz.
8-Olası maddi hasarlı kazalar için aracınızda mutlaka kaza tespit  tutanağı,kasko poliçesi ve zorunlu mali sorumluluk sigorta belgelerini mutlaka bulundurunuz.Bir kaza halinde ölüm ve yaralanma yoksa de polis veya jandarmayı mümkünse çağırmadan anlaşarak ve birbirlerinizden ilgili belge fotokopilerini alarak yollarınıza devam ediniz.
9-Aracınızı kullanırken  belirlenenden fazla  yolcu ve  yük almayınız. Ellerinizi dışarıya çıkarıp sallamayınız. Yollara kola kutuları atmayınız.
10-Araç kullanırken sol şeridi daima kullanmayınız. Sol şeridi diğer araçlara da açık tutunuz.
11-Mümkünse gündüz araç kullanmayı tercih ediniz.Bazı yollarda bakım ve onarım çalışmaları  ve zeminlerde mıcır olduğundan bu alanlarda hızlarınızı düşürünüz.Araç takip mesafelerine dikkat ediniz.
12-Cep telefonunuzla konuşarak araç kullanmayınız.  Cep telefonunuzu kapatınız, mola yerlerinde açarak konuşmanızdan sonra tekrar kapatınız. Tüm dikkatinizi yol ve takip mesafesine veriniz.
13-Şehirlerarası yollarda araç kullanırken ,üzücü, stresli müzik dinlemeyiniz. Dinlendirici müzik dinleyiniz Üzücü ve stresli  konuşmalar yapmayınız. Eşlerinizle ,çocuklarınızla  araba içerisinde münakaşa etmeyiniz. Dinlendirici veya sohbetli konuşmalar yapınız.


    Trafik ve yol güvenliği alanında bir ihtisas kuruluşu olan derneğimiz olarak HAZİRAN,TEMMUZ VE AĞUSTOS aylarında tatile gidecek ve dönecek tüm ailelere,gençlere,yabancı ülkeden gelen turistlerimize güzel, mutlu ve sağlıklı günler dilerken, yukarıda belirtilen uyarılarımızı mutlaka dikkate almalarını tüm kişi ve kuruluşlara bir kez daha hatırlatırız.


                      
NOT:Telif Hakları Kanununa göre kaynak gösterilmeden veya değiştirilerek veya bir başka ad altında yayımlanamaz.


BAŞYAZI
ARAŞTIRMA VE İNCELEME

DERNEĞİMİZCE (KTYG)
KAMU BÜROKRASİSİ  VE ARAÇ SÜRÜCÜLERİNDE GÖRÜLEN
HATALAR VE EKSİKLİKLER

Türkiye de trafik ve yol güvenliği alanında  görülen hatalar ve eksiklikler maalesef objektif kriterlere  göre değildir. Devletin yıllık resmi istatistiklerinde % 99 araç sürücüleri mutlak kusurlu gösterilmektedir.Ancak işin asli öyle değildir. Bir tarafta devlet yani kamu otoritesi diğer tarafta araç sürücüleri vardır. Devlet kendi kurumlarına toz kondurmazken, tüm araç sürücülerini % 99 suçlu göstermesinin hiçbir inandırıcı ve bilimsel tarafı da yoktur. Taraflar bizim tespitimize göre % 50 şer   suçludurlar. Şimdi bunların  özetleri aşağıdadır.

I-DEVLET-YANİ KAMUNUN HATALARI VE EKSİKLİKLERİ

1-Trafik ve yol güvenliği alanında  ileri ülkelerde yolların yapımından, geliştirilmesinden, bakım ve onarımından  Ulaştırma Bakanlığı,üst yapının ağırlıklı olarak  hukuk eğitim,denetim,ilk ve acil yardım ve trafik istatistikleri dahil İÇİŞLERİ Bakanlığına aittir. İçişleri Bakanlığı isterse kısmen yerel yönetimlere,kırsalda görev yapan kolluk kuvvetlerine ve hatta STK lara yetkisinin bir kısmını verebilir denilmektedir. Sistem kendi içerisinde koordine ve disipline sokulmuşken,  Ancak Türkiye de 1983 yılında çıkan mevcut KARAYOLU TRAFİK KANUNUMUZ da tam 18 kuruluşa görev verilmiş ancak sorumluluk verilmemiştir. Böyle fantezi bir kanunda senede yaklaşık 10 bin kişi ölürken, hiçbir kamu kuruluşu sorumlu değildir.Bu durum ülke insanlarının heba edilmesinin bile bile seyir edilmesidir. İleri ülkeler de trafikte sıfır tolerans ve sıfır ölümler projeleri uygulamaya konulurken, Türkiye ağır, fantazi  ve çözümsüz bürokrasi ile mezarlıklara her yaştan insanı göndermektedir.Herkeste bunun çözümünü Emniyet Genel Müdürlüğüne sormaktadır.
BU' DA TAMAMEN YANLIŞTIR.

2-İlk öğretime  ve orta öğretime seçmeli ders olarak konulan trafik derslerinin MEB Talim ve Terbiye Kurullarından onaylı kitapları vardır.Ancak öğretmenleri yoktur.Yani 15,5 milyon öğrenciye trafik bilimini,hukukunu,kurallarını ve tekniklerini temelden öğretecek ders hocalarımızın yerine muzik,resim , beden eğitimi veya boş geçen derslerin hocaları girmektedir.
BURADA DEVLET KUSURU VARDIR.

3-Motorlu sürücü kurslarında teorik dersler ve test çözme tekniği ağırlıklı olup,uygulama çok yetersizdir.Halbuki sürücü adaylarına gece ve gündüz,şehir içi ve şehir dışı en az 50 km araç sürmeyi tam kuralları ile kavramış bir programın olması ve sınavında  böyle yapılması zorunludur.Test çözerek  alınan belgelerin sonucu yollar kan gölüne dönmektedir.MTSK nın illerde nüfus ve araç sayısı kriterlerine göre açılması ve böylece olaya tamamen ticari değil,can ve mal güvenliği açısından bakılması zorunludur.
BURADA DEVLET KUSURU VARDIR.

4-Trafikte her yaştan insanımız trafik kazalarında ölürken, devletin var olan gücü ile toplum yani kitleler arasında üçüncü sektör olan STK nın Türkiye de çok az sayıda olması  trafik bilincinin tabana yayılmasında en önemli kopukluktur.Gerek yıllık devlet bütçesinden veya yılda toplanan trafik cezalarından en azından % 3 nün illerde veya ulusal olarak kurulan TRAFİK VE YOL GÜVENLİĞİ derneklerine proje veya faaliyetlerine karşılık  ayrılmaması en BÜYÜK DÜŞÜNCE  VE MEVZUAT EKSİKLİĞİDİR.

5-Denetimden sorumlu olan Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Hizmetleri Başkanlığı ile illerde Trafik Denetleme Müdürlüklerinde bu görevde bulunan memur ve amirlerin sürekli değişmeleri,kadro alarak tayinleri bilgi,tecrübe ve çözümler  bulmada en büyük kayıp olmaktadır.Halbuki trafik ve yol güvenliği tamamen kalıcı bilgilerle yeni çözümler üretebilmektedir.Görevini yapan trafik ekiplerinin de bazen  taciz veya tehdit edilmesi hala devleti kendilerinin babalarının çiftliği  gibi kullanma alışkanlığının devamıdır. 
BURADA DA DENETLEME SİSTEMİNDE YAPILANMA HATASI VARDIR.

6-Mevcut Trafik Kanunun 84.maddesinde asli kusur olarak manevralar dahi sayılırken,ALKOLLÜ ARAÇ  kullanan,HİÇ EHLİYETİ OLMADAN araç kullanan ve AŞIRI HIZ yaparak araç kullananların  yaklaşık % 75 i ölümcül trafik kazalarını yapıp,karşıdan gelenleri dahi öldürürken,  Trafik kanununda  ASLİ KUSUR KABUL EDİLMEMESİ  DEVLET KUSURUDUR.

7-Karayolları Trafik Kanunun 52. Maddesinde  her şartta araç sürücüsünün yolu ve hava şartlarını bilmesi ve görmesi peşin olarak kabul edilmiştir. Böyle olunca Karayolları tüm sorumluktan hukuken korunmakta ve araç sürücüleri vatandaşlarda % 99 suçlu olarak kabul edilmektedir. Yolların çökmesi, bariyerlerin olmaması,yol tehlike ve uyarı işaretlerinin yerinde ve zamanında olmaması ve hatta yol çizgilerinin olmaması,mıcırlı yolların trafiğe açılmasının sorumlusu vatandaş olamaz.
BURADA  DEVLET KUSURU VARDIR.

Ayrıca; bunun yanında henüz radyo frekansı üzerinden yol kullanıcılarına gittiği istikametin yol ve hava durumlarını uyarıcı yayını Türkiye de olmaması 22 milyona yaklaşan sürücü belgeli insanımızın hayatını tehlikeye atmaktadır. Karayolları Genel Müdürlüğünün hala bu atakları yapmaması ÇOK BÜYÜK EKSİKLİKTİR.

8-Mevcut ceza yasamıza göre trafikteki ölümlerde verilen  hürriyeti bağlayıcı cezaların  genellikle çok alt sınırda verilmesi ve onlarında asgari ücretten para cezalarına çevrilmesi binlerce aileyi vicdanen mağdur ederken, %100 benzer olaylarda dahi mahkemelerin farklı ceza uygulamaları vatandaşların devlete karşı düşünce isyanına veya küskünlüğüne sebebiyet vermektedir.
BURADADA MAĞDUR AİLELER DAHA ÇOK MAĞDUR EDİLMEKTEDİR.

9-Yerel yönetimlerin şehir içi planlamalarında sokak,cadde ve bulvarları mevcut araçlara dahi yetmeyecek şekilde dar tutmaları,en az 20 yıl geleceği düşünmemeleri, bu araç ve insan sayılarının artışlarına göre semt otoparklarını gerek yer üstü ve gerekse yer altı yapmayarak  yılda yaklaşık 100 kişinin otopark kavgasından ölmesi veya otoparkçılara mahkum etmeleri de BİR DEVLET KUSURUDUR.

10-Trafik zabıtasına trafiğin denetlenmesi konusunda yardımcı olmak için 40 yaş ve üniversite eğitimini almış ve en az 10 yıllık sürücü belgesine sahip vatandaşlar arasından gönüllük ilkesinden hareketle illerdeki araç sayılarının %02 si civarında Fahri Trafik Müfettişliği ihdas edilmiştir.Başvurusundan seçimine kadar çok ağır bir bürokrasiye mahkum edilen bu sistemde geliştirilmemiş,yerine oturtulmamış ve maalesef yürütme ile yargı arasında kesilen cezalar tartışma konusu olmuş ve giderek aktivitesini % 10 lara kadar düşürmüştür.Bu da ağır ve sürekli değişen bürokrasinin getirdiği çözümsüzlüklerdir.

Yukarıda saydığımız temel hatalar  ve eksiklikler vatandaşların tek başına yapacağı işlerden değildir.Bunların bir kısmı TBMM de Kanun değişiklikleri ,bir kısmı kanunların çok yetersiz uygulanması ,Siyasi partilerin olayları sıradan görmeleri ve  bir kısmı da bürokrasinin uygulamada çok yetersiz olmasından kaynaklanmaktadır.

II-ARAÇ SÜRÜCÜLERİNİN HATALARI VE EKSİKLİKLERİ

Yollarımızı kullanan araç sürücüleri gerek kent içerisinde ve gerekse kentler arasında çoğunlukla aşağıda saydığımız kuralsızlıkların bir kısmını veya çoğunu yapmakta  ve çokça da hem kendilerinin ve hem de karşıdan gelen araçların can ve mal güvenliklerini yok etmekte,yaralamakta,sakat bırakmakta ve trilyonluk maddi hasar ve binlerce saat zaman israfına sebep olmaktadırlar. İşte bunlardan bazıları  şöyle sıralanmaktadır.

1-Araç sürücülerimiz tüm uyarılara rağmen kanuni hız limitinin üzerine en az 20 km yi kafadan koyarak gitmektedir.Hızın getirdiği ölümlerde toplam ölümlerin içerisinde payı % 43 civarındadır.

2-Araç sürücülerimiz ve araç içerisinde oturanlar hala emniyet kemerini takmamaya ısrar etmektedirler.Emniyet kemerinin ölümleri önleme payı en az % 35 civarındadır.

3-Araç sürücülerimiz şehirlerarası yollarda hiç mola vermeden 12 saat tek şoförle varış noktalarına kavuşmayı kahramanlık zannetmekte ve öğünerek te çevresine anlatmaktadırlar.

4-Araç sürücüleri bilhassa yaz mevsimlerinde alkol alıp araç kullanmayı kahramanlık zannetmektedir.Kırsal kesimlerde  ve tatil yörelerinde sıkça görülen bu alışkanlık  çokça da  büyük bir şeref gibi anlatılmaktadır.

5-Araç sürücüleri yaz lastiği ile kışın karda ve buzda seyir yapmakta ve hala kış lastiğinin yaklaşık % 50 araç ve insan güvenliğini sağlamasını bilme kültüründen uzaktır.

6-Araç sürücülerimiz kent içi ve kent dışı yollarda kulağında cep telefonu ve sol şeridi de kullanarak gitmektedir.Cep telefonunun beyni konuşulan konuya göre %30 ile % 80 arasında bloke ettiğini bilmemektedir.Bununla  aynı zamanda çevresine hava atmaktadır.

7-Araç sürücülerinin çoğunlukla kent içi ve dışında son model arabada olsa dahi çöpünü,sigara izmaritini veya bira şişesini yola atmaktadır.Bunu da kendine hak olarak görmektedir.

8-Araç sürücüsü kent içerisinde ve şehirlerarası yollarda küçük çocuğunu ön koltuğa veya ön koltukta oturan annesi veya dedesinin kucağına koymakta ve  kendi çocuğunun veya torununun hayatını tehlikeye attığını bilememektedir.

9-Araç sürücüsü kent içerisinde veya şehirler arası yollarda geçici olarak park yapacak ise dahi arabasını sağa çekmemekte veya güvenlik şeridine girmemekte, 4 lü lambalarını yakmamakta ve bundan dolayı da arkadan çarpma sonucu birçok ölümlü kazalar olmaktadır.

10-Araç sürücüsü gerek kent içerisinde ve gerekse şehirlerarası yollarda bilhassa bayan şoförleri taciz etmek,yakın takip yapmak, korna çalmak veya sıkıştırmak gibi birçok ölümlü veya yaralanmalı kazaları tetiklemekte ve bu araç sürücülerinin kendi eşi,kızı veya annesi olabileceğini hiç düşünmemektedir.

11-Araç sürücülerinin  önemli bir kısmı  kent içerisinde dahi kırmızı ışıktan geçmekte ve kent içerisinde kırmızı ışıkta duran öndeki aracı taciz etmekte ve neden duruyorsun gibide el kol hareketi yapmaktadır.

İşte yukarıda saydığımız hatalarda bireylerin tüm trafik ve yol güvenliği kurallarını öğrendikleri ve araç sürebilir ehliyetini taşıyan sürücü belgesi sahibi olmalarına rağmen, kalıcı ve köklü bir trafik kültürü konusunda çok yetersiz kaldıkları ortaya çıkmaktadır.  Sürücülerin kendilerini yenilemedikleri,araştırma yapmadıkları ve bu konuda mevcut devlet veya  STK larından destek almayıp işi KADERE veya MAGANDALIĞA havale ettikleri  çokça görülmektedir. Buda sistemin  %50 eksiği ve hatasıdır.

SONUÇ OLARAK
Devletin güvenli çok şeritli yollar yapma,araç sürücü adaylarını en kaliteli şekilde eğitme,trafik hukukunu güncelleme ve etkin bir şekilde uygulama yolları  karadan ve havadan denetleme yapma yetkisi  paylaşılmaz bir haktır.Ayrıca hatalı sürücülere verilecek cezaların topluma örnek olması,ibret alınması ve kamu vicdanını rahatlatması da şarttır.

Araç sürücülerinin de devletin çerçevesini çizdiği bu alanı kullanırken çok dikkatli olması enaz hata yapması temel ilkedir. O halde her iki tarafta çok çaba sarf etmelidir.Ancak Türkiye bu alanda gerek yasa koyucu TBMM ,Siyasi partiler,kamu bürokrasisi ve gerekse araç sürücüleri olarak olayın tehlike ve insan kayıpları boyutunu henüz kavramadığından bu zayiatlarımız yılda  orta büyüklükte bir ilçe  nüfusu olarak devam edip gitmektedir.


İhsan MEMİŞ
Karayolu Trafik ve Yol Güvenliği Araştırma Derneği a.
Genel Başkan


BAŞYAZI

GİZLİ BUZLANMA VE  BELEDİYE HİZMETLERİ

Türkiye'de kış aylarında etkili olan kar yağısı ve buzlanma  şehirlerarasında ve şehir içi yollarda ,ana artellerde ve gerekse ara sokaklarda ciddi anlamda hayata olumsuz yönde etki ederken, belediyeler ve araç sürücüleri de önceden yeterince gereken tedbirleri aldırmadıklarından veya almadıklarından  hergün  100 lerce trafik kazası,kaymalar,devrilmeler,ölümler ve çoklu yaralanmalar ve  yolların sağ ve sol şeritlerine  terk edilmiş araçları görmek insanları  şaşırtmamaktadır.  Ancak STK olarak bizim Belediyelere ve tüm araç kullananlara tavsiyemiz şudur.

1-Hava şartları bilhassa gece gizli buzlanma yapacağından ve sıcaklıkta daima +5  derecenin altında olacağından mutlaka araçlarınıza ön ve arka olmak üzere kış lastikleri takmadan hareket etmeyiniz. Kış lastiklerini 15 Nisana kadar çıkartmayınız.

2-Bilhassa şehirlerarası devlet yollarında veya il yollarında yolcu taşıyan araçların kış bakımından tam donanımlı olmaları ve araç sürücülerinin de yol ve hava şartlarına uygun hareket etmeleri gerekmektedir.Bu araçların  gündüz seferleri olsa bile zorunlu olmadıkça gece seferlerine çıkmamaları can ve mal güvenliği için önemlidir

2-Bilhassa Büyükşehirlerde motorlu araç sayıları çok fazla olduğundan zorunlu olmadıkça araçlarınızı trafiğe çıkartmayınız. Ana arteller açık olsa dahi, tüm ara sokaklar yaklaşık 30 cm kar altındadır.Çoğunlukla geceleri buzlanma veya görünmeyen gizli buzlanma olduğundan kaymalar nedeniyle Trafiği kilitlemeyiniz. Kazalara sebep olmayınız. Belediye otobüsleri, halk otobüsleri, minibüsler sefer sayılarını artırmalıdır. Okul servisleri ve kamu servisleri olarak daha duyarlı davranılmalı ve bunlarda kış lastiklerini takmalıdırlar.

4-Büyükşehir Belediyeleri Fen İşleri Dairesi olarak  kar ve buzların çözümünde eski usul binlerce işçi,100 lerce kamyon kullanarak yollara 100 lerce ton tuz dökmekten vazgeçmelidir. Tuz dökmek   asfaltları  bozduğu gibi, araçlara da zarar vermekte ve bozulan asfalt mıcırları da rogarları tıkamaktadır. Tuzun hava şartlarına göre etki gücü en fazla 8 saat olup,-7 derecen daha fazla etki etmemektedir. Bunun yerine Mg Cl 2 (Solüsyon kullanarak) etki süresini 48 saate çıkartmalı ve hava şartlarını da -40 kadar garanti altına almalıdır. Tankerlerin arkasında  ve ana artellere püskürtme metodu ile yapılan bu uygulama kar ve buzdan önce olduğu gibi, daha sonrada yapılabilmekte ve en fazla 30 dakikada asfaltı temiz ve korunur bir hale getirmektedir. Böylece hem zamandan kazanmalı, maliyeti düşürmeli, her yıl yenilenen asfaltlarında uzun yıllar korunması olur ki, buda Belediye bütçesine önemli bir kazanımdır.

5-Küçük ilçe Belediyelerinin ara sokaklardaki kar ve buz temizleme çalışmaları da donanım olarak çok yetersiz olup, vatandaşların kendi başlarının çarelerine bakmaları gibi bir durum vardır. Bu tabloda yerel yönetimlerin kış şartlarında kar ve buzla mücadelelerinin bugünkü teknolojinin çok gerisinde kaldıkları ve yine işi ALLAHA havale ettiklerini görmek  kader olmamalıdır.


İhsan MEMİŞ
Karayolu Trafik ve Yol Güvenliği Araştırma
Derneği (KTYG) Genel Başkanı

BAŞYAZI

İNSANIN YAŞAMA HAKKININ GÜVENCE ALTINA ALINMASI ,
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ SORUMLULUĞU
VE SÜRÜCÜLERİN EĞİTİMİNİN KALİTESİ

İhsan MEMİŞ-Abidin MEMİLİ
Karayolu Trafik ve Yol Güvenliği Araştırma Derneği (KTYG)

    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. Maddesinde " ,insanın en temel ve birinci hakkı YAŞAMA HAKKIDIR. Bu haktan sonra diğer haklar gelir. Diğer haklar bu hakkın üzerine inşa edilir. Devletler insanın yaşama hakkını güvence altına almak ve tedbirler geliştirmek zorundadır." demektedir. Bu hakkı temel kabul eden devletlerin birçoğunda Anayasalarında bu hükümler konulmuştur. Bizim Anayasamızın 17.maddesinde de bu hakkın korunması mevcuttur.(1)

    Türkiye 'de 16 milyon motorlu araç (2) , Almanya da 53 milyon ve Japonya da 90 milyon motorlu araç var iken, Türkiye de yıllık insan kaybı yaklaşık 8,500 kişi, Almanya da 6.826 ve Japonya da 9.575 dir. Konunun bu kadar vahim olduğunu hem görüp hem de irdelenmemesi ağır bir devlet kusurudur. Bu çerçevede konuyu inceleyecek olursak;

    1-Trafik terörünün en aza inmesinde  en önemli görev sürücülerin kaliteli bir şekilde eğitilmeleri ve yetiştirilmesidir. Bu kalite çoğu gelişmiş ülkelerde ana   okulundan lise son sınıfa kadar bu konuda uzman eğiticiler ve öğreticiler tarafından gençlerin trafik ve yol güvenliği alanında hayata hazırlanmasıdır. Türkiye de ise yaklaşık 16 milyon ilk ve orta öğretim öğrencilerimizin seçmeli dersi olan trafik derslerinin  bu konuda uzman öğretmen yetiştirmediğimizden il, ilçe, belde ve köy okullarında boş geçmesidir. Kent merkezlerinde çoğu kez de bu derse beden eğitimi, müzik ve resim öğretmenleri girmektedir.

    2-Türkiye de 81 ilde 3360 Motorlu Sürücü Kursu (MTSK) olması, yani her semtte veya bir binada üç MTSK olması ve 250 TL ile belge verilmesi olayı, yaşama hakkımızı koruyan bir eğitim merkezi değil, yaşama hakkımızı elimizden alan bir ticari terör yuvası haline getirmektedir.

    3-2011 yılı verilerine göre Türkiye de teorik sınavlarda başarı oranı % 66 iken, direksiyon test sınavlarında bu başarı % 86 olmuştur.Yollar kan gölü olduğuna göre imtihan komisyonlarının ne kadar ciddi imtihan yaptıkları,göz yumdukları veya hatırla böyle bir teröre yol açtıklarını görmek devletin nerede hata yaptığını da göstermektedir..

    4-MTSK da hiç derslere katılmayarak sürücü belgesi almaya çalışan ve gayri meşru yolları kullanarak sürücü belgesi alanların fazlalığı da hepimizin can ve güvenliği açısından büyük bir tehdittir.

    5-Direksiyon test  sınavlarının yalnız  gündüz ve azami 10 dakikada  en fazla bir km düz yolda yapılarak belge verilmesi devletin gerçeklere bile bile sırtını dönerek hayatımızı tehlikeye atmasıdır. Bu belgeyi alanlarında hayatını tehlikeye atmaktadır.

Yukarıdaki temel yanlışların MEB tarafından 2918 Sayılı Kanun, Yönetmelik veya Makam oluru ile acilen düzeltilip hepimizin 24 saat yaşama hakkını tehdit eden bu eğitim ve sınav esaslarını AB standartlarına getirmesi kaçınılmazdır.

     Bu bağlamda;
    1-Türkiye de 81 ildeki nüfus ve motorlu araç sayıları dikkate alınarak toplamda var olacak MTSK nın sayısını iller bazında belirlemeli, kota koymalı, bankaların kuruluşları  gibi teminat almalı ve mutlaka bu sayıyı % 50 indirerek naylon MTSK nın aşırı fiyat kırarak kalitesiz sürücü yetiştirmesi ve kaliteli olması için çaba sarf edenlerinde engellenmesi önlenilmelidir. MEB bu kotaları yönetmeliklerine koyarak ve her beş yılda bir artan nüfus ve araç sayısına göre de güncellemelidir.

    2-MEB her kazada kusurlu olan sürücü belgesinin hangi il ve hangi MTSK dan aldığını tespit ederek bunlara ceza uygulamalı ve örneğin bir yılda 100 ceza puanını dolduran MTSK geçici kapatma ve para cezası vererek onların daha çok kaliteli sürücü yetiştirmeleri denetlenmelidir.Benzer olayların tekrarı halinde de MTSK tümden kapatılmalı,para cezası uygulanmalı ve bir daha sahiplerinin bir başka ad altında MTSK açması yasaklanmalıdır.Yani MEB önce insanın yaşama hakkını teminat altına almalıdır.Kapanan sürücü kursunun yerine sırada bekleyen müracaatlara göre işlem yapmalıdır.

    3-MEB trafik sınavlarından   adaylara  5 hak değil, 3 hak vererek daha çok ciddi çalışmaları teşvik edilmelidir. Ayrıca teorik sınavda başarı puanını 70 değil, mutlaka 80 puana çıkartmalıdır. Yada 4 yanlış bir doğruyu götürür metodu uygulanmalıdır. Diğer yönden imtihan üç ayrı bölümden değil, birleştirilerek 60 soru ve 60 dakika prensibinden hareketle yapılmalıdır. Salonların güvenliği mutlaka kameralar ile donatılarak adayların birbirlerinin yerine girmesi veya kopya çekmesi önlenilmelidir.(3)

    4-MEB, Motorlu Sürücü Kurslarındaki verilen eğitim ve aynı zamanda   adaylar üzerinden de denetim mekanizmasını sağlamak için teorik ve uygulamalı direksiyon sınav ücretlerinin serbest doktor, avukat ve serbest mali muşavirler de olduğu gibi FİYAT ALT VE ÜST LİMİTLERİNİ belirlemeli ve kendi web sitesinden ilan ettiği gibi ,tüm MTSK na bu fiat listesini astırmalıdır.Sınav ücretlerini de ayrıca belirtmelidir.Böylece naylon MTSK nın aday çekmek için aşırı fiyat kırması ve böylece can ve mal güvenliği yerine ticari kazanç için ölümleri teşvik etmesi önlenilmelidir.

    5-Direksiyon test sürüşü sınav komisyonlarının 10 yıllık sürücü belgesine sahip,aktif araç kullanan, trafik ve yol güvenliği alanında eğitim almış,yüksek okul mezunu eğitimci,makine mühendisi,trafik mühendisi kamu sektörü veya özel sektörden veya STK dan teşkil edecek profesyonel bir ekiple haftanın 7 günü randevu sistemi ile ihtiyaca göre bir veya birkaç ekip tarafından dönüşümlü yapılması, başarısız olanlara iki hak daha verilmesi ve bunlara en fazla bir ay içerisinde randevu verilerek daha çok imtihanlara odaklanmaları sağlanılmalıdır.

    6-Adayların direksiyon eğitim   pistlerinin uzunluğu en az iki km olmalı, ranpa iniş ve çıkışları, virajlar, gece sürüşü, ıslak zeminde araç kullanma gibi eğitimleri de kapsamalıdır. Burada başarılı olanların imtihan komisyonunca adayların test sürüşünde 45 dakika ve 45 km (zaman ve mesafe) uygulanmalı, şehir  içinde akan trafikte, şehirlerarası yollarda ve var ise otobanda araç kullanması gibi uygulamalar yapılarak sürücü kalitesinin üst seviyelere çıkartılması sağlanılmalıdır.

    7-Sınav araçlarının mutlaka çift taraflı kameralı olması, sürücü hatalarının daha sonra gerektiğinde adaya gösterilmesi,ayrıca sınavların tarafsız ve ciddi yapılmasının  ve daha sonra  denetlenmesi açısından önem taşımaktadır.
   
    SONUÇ
    Devletin yasalar çerçevesinde görev verdiği MEB trafik ve yol güvenliğinde daha titiz ve sorumlu davranmalı, hızlı ve etkin çözümlerle EĞİTİMİN önemini ortaya çıkartarak yaşama hakkından asla taviz vermemelidir. Aksi halde insanın en temel hakkı olan YAŞAMA HAKKI ticari amaçlar uğruna feda edilirki bu da AĞIR DEVLET KUSURU demektir.  MEB bu kusuru hem hukuki ve  hem de insani  bakımından taşıyamaz. Kimseye de izah edemez…!

KAYNAKLAR
(1)ÜNAL Şeref: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Ankara,1995,S 103,İnsan Hakları, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı, Ankara,2006,S 49
(2)www.trafik.gov.tr/istatistikler,2012
(3)Motorlu Taşıt Sürücüleri Kursu Yönetmeliği RG.03.02.1987 Sayı:19361,Milli Eğitim Bakanlığı, Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü, Özel Motorlu Sürücü Kurslarındaki Uygulamalar ile Sınav Kurulları ve Sınav Esasları,02.03.2011 tarih ve 1521 Sayılı  Makam Oluru ,  Ankara,2011

ÖNEMLİ NOT: Kaynak gösterilmek ve aslına uygun olmak şartıyla yazılı ve görsel medya veya gerçek şahıslar tamamen ve kısmen kullanabilir.





YASAL KORUMA: Derneğimize ait web sitemiz sayfalarında yayımlanan trafik ve yol güvenliğine ait belge, bilgi,rapor ve yorumlar  5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunun 13,66 ve 83 maddelerine göre açıkça web sitemiz adı ile birlikte varsa yazarı ve araştırmacısı kaynak gösterilmeden tamamı veya bir kısmı görsel ve yazılı basında yayımlanamaz.Tazminat haklarımız saklıdır. Yazarların sorumluluğu kendilerine aittir. Kişi ve kurumlar isterlerse önceden tlf veya e-posta ile izin almak şartıyla web sitemize link bağlantısı yapabilirler.
TRAFİK VE YOL GÜVENLİĞİ MURACAAT VEYA DANIŞMA TELEFONLARI
Polis: 155, Jandarma: 156, İlk ve Acil yardım: 112, Karayolları: 159
Yol Danışma: 0312 415 70 00 - 0312 425 47 72 Meteoroloji: 0312 302 25 31

BAŞYAZI

AFYONKARAHİSAR GÜVENLİ TRAFİK PİLOT BÖLGESİ SEÇİLMİŞTİR

Doç.Dr. Hüseyin AKBULUT
Kocatepe Üniversitesi, Öğretim Üyesi,
hakbulut@aku.edu.tr

    Dünya genelinde yılda 1,3 milyon, günde 3000 ölü, 50 milyon yaralı ve ülkelerin milli gelirlerinin % 2'si ne varan milyarlarca dolar ekonomik kayıpla trafik kazaları bir salgın hastalık karakteri göstermektedir. Eğer hiçbir çaba sarf edilmez, trafiğin daha güvenli hale gelmesi için herhangi bir eylem içerisine girilmez ise önümüzdeki 20 yılda, % 65 artarak 1,9 milyon yıllık ölüm rakamına ulaşacaktır.  Ölümlerin % 85'i, yaralanmaların % 90"nı oluşturan düşük ve orta gelirli ülkelerde ki durum yüksek gelirli ülkelere göre çok daha ağır, telafi edilemez sonuçları olacaktır (1). Araç sayıları gelişmiş ülkelere göre çok az sayıda olan bu ülkelerde ölüm ve yaralanma oranları kabul edilemez düzeydedir (Grafik 1.). En adaletsiz kısmı ise, kaza kurbanlarının nerdeyse yarısı (% 46) trafikteki korumasız (yaya, bisiklet, motosiklet v.b) olanlar oluşturmaktadır (2).  Diğer morlu araç sürücülerine göre koruma kabuğu olmayan ve direk etkiye maruz kalan bu yol kullanıcıları daha fazla oranda zarar görmektedirler.


























    Ülkemiz de trafik kazaları nedeni ile ağır faturalar ödeyen ülkeler arasında yer almaktadır. Yaklaşık yılda kaybedilen can sayısı 10.000 civarındadır. Günlük can kaybının 28 kişi olduğunu düşünürsek gelişmiş ülkelere göre bu rakamın çok yüksek oranlarda olduğu görülmektedir. Bunun yanında yaralanmaların sayısının yıllık 200.000 civarında olduğu hesaplanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında yol güvenliğine bağlı ölüm ve yaralanmalar bir halk sağlığı sorunudur ve bunun önlenmesi veya azaltılması için bir girişim başlatılması kaçınılmazdır. Sorunun diğer boyutlarına bakılırsa hem ekonomik hem de sosyal bir sorun yumağı halini almıştır. Milli gelirin yaklaşık % 1-3'ü arasında yıllık bir ekonomik kayıp hesaplanırken, meselenin sosyal boyutunu para ile ölçmek mümkün değildir. Bir ömür boyu babasız yaşayan bir çocuğun, çocuklarını tek başına büyütmeye çalışan, sadece ekonomik değil çocuklarının psikolojik sorunları ile uğraşan bir annenin ve çocuklarının rızkını kazanamayıp ömür boyu tekerlekli sandalyeye hatta yatağa bağlı kalan bir babanın derdine hangi para derman olabilir? Toplum bir ömür boyu tekerlekli sandalye'ye bağlı kalmış insanlar ve hayatını kaybedenlerin geride bıraktığı çocukları ve yakınlarının hikayeleri ile doludur. 

    Doğru olmayan temel algılarımızdan birisi kazanın önlenemez bir olgu olduğu üzerinedir. Farklı ülkelerde akıllıca yapılan çalışmaların sonucunda kazaların tamamen önlenemesede çok büyük bir oranda azaldığını görmekteyiz.  Kırmızı ışıkta geçerek bir tercihte bulunan sürücünün bir yayanın hayatını kaybetmesine veya yaralanmasına yol açması, alkol aldıktan sonra yolda sürücünün kendisine veya başkalarına verdiği zararı kaza ile nasıl açıklayacağız. Bu tür davranışların engellenmesi ile birçok kazanın! önüne geçmek mümkün olacaktır. En kıymet verdiğimiz çocuklarımız için bile seyahat esnasında gerekli güvenlik tedbirlerini almadığımız için, gelişmiş ülkelerde %3 olan kaza anında çocuk ölümleri ülkemizde %40 mertebesine kadar çıkmaktadır. Kişinin tercih kullanarak yaptığı eylemlerinden dolayı sorumluluk taşımadığı nasıl düşünülebilir. Bazı din alimlerimiz kırmızı ışık ihlalinden dolayı meydana gelen ölümü cinayet, kemer takmayarak aracından fırlayarak hayatını kaybetmiş bir sürücünün intihar etmiş hükmünde olacağından bahsederken, tedbir almanın ne kadar önemli olduğuna işaret etmektedirler.

    Trafik kazaları çok boyutlu bir olgu olduğu için, tek bir kişi veya kurumun sorumluluğunda çözülebilecek bir sorun değildir (3). Çok farklı disiplinlerin bir araya gelmesi ile örneğin, tıp, biyomekanik, sosyoloji, davranış bilimi, kriminoloji, eğitim, ekonomi, mühendislik, v.b arasında bir koordinasyon yapılarak bir çözüme gitmek mümkün olabilir. Tek bir kuruma, örneğin polise veya karayollarına havale edilerek bir çözüme ulaşmak mümkün değildir. Özellikle yaz aylarının başlaması ile Akdeniz ve Ege bölgelerimize tatile gitmek isteyen araç kullanıcılarının belirlenen hız limitlerine ve güvenlik kurallarına uymamalarından dolayı yapılan hataların ölümcül sunuşları olmaktadır. Bu araçların büyük bir bölümü Afyonkarahisar bölgesini kullanarak sahile gittiklerinden dolayı bu bölgede kaza oranı yüksek olmaktadır.  Bu kazaların önüne geçebilmek ve daha güvenli bir trafik oluşumu için bu transit trafiğinde sıkı bir şekilde denetlenmesi gerekmektedir.

    Bu bağlamda, birleşmiş milletler bir halk sağlığı sorunu olarak meseleye baktığı için Dünya Sağlık Örgütünün koordinasyonunda dünyada bir güvenli trafik hareketi başlatmıştır. Bu hareket kapsamında, ağırlıklı olarak kazalardaki ölüm ve yaralanma oranının çok yüksek olduğu düşük ve orta gelirli ülkeler arasından 10 ülke seçilmiştir. İçerisinde Türkiye'nin de olduğu bu ülkelerde 2010 - 2014 yılları arasında güvenli trafik hareketi başlatılmış, her ülkenin kendine özgü trafikteki temel sorunlarına öncelik verilerek bir planlamaya gidilmiştir. Ülkemizdeki uygulamada Ankara ve Afyonkarahisar pilot bölge olarak seçilmiş, dört yıllık bir trafik güvenliği hareketi başlatmıştır (4). Proje'ye İçisleri Bakanlığı (Emniyet genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı), Sağlık Bakanlığı ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı destek vermektedir. Proje çerçevesinde bu pilot illerimizde trafik kuralları ihlallerinde, özellikle emniyet kemeri ve hız konusunda sıfır toleransla denetleme yapılacaktır. Yayınladığı genelge ile Sayın Afyonkarahisar Valimiz kendisi de şüphesiz kurallara uyacağını ve uymayanları takip edeceğini beyan etmiştir. Şu anda emniyet kemeri takma oranı % 7 gibi düşük bir seviyede olan Afyonkarahisar'ın yılsonu itibari ile % 50'ye ikinci yılın sonunda % 80'e çıkması hedeflenmektedir. Sayın Başbakanımızdan sigara bırakma konusunda gösterdiği hassasiyeti trafik kazalarının önlenmesi için de göstermesini bekliyoruz. Afyonkarahisar pilot il olarak bütün Türkiye'ye örnek olacak, yapılan çalışmalar bütün ülke'de yapılacak çalışmalara temel oluşturacak.

KAYNAKLAR

1-    World Report on Road Traffic Injury Prevention (2008-WHO)
2-    Road Safety Straegy (2010), National Road Safety Committe, Land transport Safety Authority
3-    Police Enforcement Strategies to Reduce Traffic Casulties in Europe, (2003)
4-    Decade of Action for Road Safety 2011-2020


BAŞYAZI

Dr.Gülpınar AKBULUT
İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi

TÜRKİYE'DE ULAŞIM ENSTİTÜLERİNE NEDEN İHTİYAÇ DUYULMAKTADIR?

21. yüzyılda ulaşımla ilgili gelişmeler küresel ölçekte bütün toplumları etkilemektedir.  Gelişmiş ve hatta az gelişmiş bazı ülkeler, ulaşım tarihi ve coğrafyası ile ilgili çalışmaları ortaya koymak, ulaşım teknolojilerinin gelişimini takip edebilmek, ulaşım sektörünün kendi içindeki dinamikleri arasında bağlantı sağlamak ve lojistik üzerine araştırmaları yürütebilmek amacıyla ulaşım enstitüleri kurmuşlardır. Bugün İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Tanzanya ve Hindistan gibi dünyanın farklı kıtalarında yer alan birçok ülke ulaşım enstitülerine sahiptir. Bununla birlikte her ülke amaç ve hedeflerine uygun şekilde ulaşım enstitülerini kurar. Örneğin 1982 yılında kurulan Tanzanya ulaşım enstitüsü, Sahra Afrikası'nın ulaşım ve iletişim bağlamında danışmanlığını, ulaşım eğitimi ve araştırmasını yürütmekte, ulaşım sektörünü yeni gelişmelerle bilgilendirmektedir. Bu enstitüde Ulaşım ve Lojistik Yönetimi Bölümü; Otomobil Mühendisliği Bölümü; Araştırma, Danışma ve Yayın Bölümü; Yol Güvenliği Bölümü; Teknoloji ve Öğrenme Kaynakları Bölümü; Genel Çalışmalar Bölümü; Akademik Yönetim; Finans ve Kütüphane Bölümleri yer almaktadır. Hindistan'da ise ulaşım enstitüleri, Şehir ulaşım enstitüsü, Kara Ulaşımı Enstitüsü ve Demiryolu Ulaşımı Enstitüsü şeklinde ulaşım çeşitliliği ve ulaşım teknolojilerindeki gelişmelere göre kurulmuştur. Bu ülkelerdeki ulaşım enstitüleri ya Tanzanya'da olduğu gibi doğrudan ulaşım bakanlığına ya da İngiltere'de olduğu gibi üniversite ve ulaşım müzelerine bağlıdır.

Bununla birlikte dünyadaki ulaşım enstitülerinin çoğu akademik açıdan birbiriyle benzerlik gösterir. Ulaşım enstitülerin çoğunda teknolojik gelişmelere, ulaşım tarihi ve coğrafyasına yönelik yüksek lisans ve doktora programları mevcuttur. Yapılan çalışmalar ulaşımla ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği çerçevesinde paylaşılmaktadır. Ayrıca ulaşım enstitüleri kısmen ulaşım müzeleriyle ortak hareket ettiğinden ulaşım müzelerinin korunması ve turizme hizmet etmesine de katkı sunmaktadırlar. Hatta Ulaşım araştırma merkezlerinin bazıları İngiltere'deki Demiryolu Araştırmaları ve Ulaşım Tarihi Enstitüsü'nde olduğu gibi ulaşımda daha özel ayrışmalara gitmiştir. 1995 yılında York Üniversitesi ve Ulusal Demiryolu Müzesi işbirliği ile kurulan bu enstitü ulaşım tarihi ve demiryolu teknolojinin gelişimi ve bunun toplum üzerine şimdi ve gelecekte ortaya çıkabilecek etkilerini araştırmakta, diğer ülkelerin ulaşım enstitüleriyle işbirliği içinde mevcut teknolojik gelişmeleri ve tarihi de takip etmektedir. Aynı zamanda elde ettiği araştırma sonuçlarını ulaşımla ilgili şirketlerle paylaşmaktadır. Bugün ulaşım enstitüleri dünyada şehir içi, ulusal ve uluslar arası yol güzergâhlarının mekânla ilişkisini ortaya koymakta ve gelecekte nelerin yapılması gerekliliği ile ilgili çalışmaları yürütmektedir.

Türkiye, Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki jeopolitik ve jeoekonomik konumuyla üç kıtanın geçiş güzergâhında yer alır. Bu nedenle her daim uluslararası ulaşım ağı güçlü bir ülke olmak durumundadır. Üstelik artan nüfusu ve büyüyen şehirleri arasında hareketliliği sağlayacak şehirlerarası ve şehir içi ulaşım planlamalarının sağlıklı yapılması, şehirlerarası yolcu taşıma sayımızın 230 milyon olduğu, TÜİK verilerine göre 2010 yılında 1 106 201 kaza, 116 804 ölümlü, yaralanmalı kaza, 4 045 ölü (olay yerinden sonrakiler hariç) ve 211 496 yaralı sayısının olduğu düşünülürse önemlidir. Belirtilen gerekçelerle ülkemizde ulaşım tarihi, coğrafyası, güvenliği, lojistik ve ulaşım hizmetleri, şehir içi ulaşımı araştırma ve danışma hizmetlerini bir arada sunan ulaşım enstitülerine ihtiyaç duyulmaktadır. Öte yandan bütün ihtiyaçlara ve yaklaşık 15 üniversitenin mühendislik fakültelerinde trafik, ulaştırma, lojistik veya taşımacılık alanında ana bilim dalları, yine coğrafya bölümlerinde ulusal ve uluslararası ulaşımla ilgili akademik anlamda çok fazla çalışmanın olmasına rağmen, Türk Hava Kurumu Üniversitesi bünyesinde açılan Havacılık ve Uzay Bilimleri Enstitüsü dışında Türkiye'de uluslar arası ve ulusal düzeyde niteliklere sahip bir ulaşım bilimleri ve teknoloji enstitüsü veya ulaşım enstitüsü halen kurulmamış olması düşündürücüdür.

Türkiye'de açılacak ulaşım enstitüleriyle, ulaşımla ilgili farklı birçok kurum ve kuruluşun bir araya gelebilecek, ortak hedef ve amaçlar içinde hareket edebilmesi için bir çekirdek oluşturacak enstitü, ulusal ve uluslararası ulaşımda sağlıklı bir ulaşım politikasının ve yaklaşımın sunulmasına da fırsat tanıyacaktır.  Şehir planlamalarında, trafik kazalarının azaltılmasında, ticari hareketliliği sağlayacak yol ağlarının oluşturulması ve işletilmesinde ulaşım enstitülerine önemli görevler düşmektedir.  Aynı zamanda ulaşım enstitüleri ulusal ve uluslararası yüksek lisans ve doktora programlarıyla diğer ülkelerdeki ulaşım enstitülerinin yapmış olduğu çalışmalar ve teknolojik uygulamaları takip edilebilecektir. Ayrıca kültürel mirasımızın önemli parçalarından birini oluşturan ve Türk toplumu tarafından da çok fazla bilinmeyen ulaşım müzelerinin bugünden daha iyi bir konuma gelmesine de katkı sunacak, böylece bu müzelerin kültür turizmi içindeki payı artacaktır. Hatta ihtiyaçların tam tespiti ile Türk Hava Kurumu Üniversitesi örneğinde olduğu gibi, ulusal ve uluslararası düzeyde ulaşım alanında ülkemizi geliştiren, yeni ekonomik kaynak oluşturan, ulaşım alanında üst hedef ve amaçlara ulaşarak kendi teknolojisinin üretecek ulaşım ve trafik mühendisleri ile ulaşımla ilgili diğer akademik yapıyı sağlayan bilim insanlarını yetiştiren ulaşım üniversitesinin kurulması ulaşım ve politikasında ileriye dönük adımların daha sağlıklı atılmasına öncülük edecektir.

Bunun için ulaşım ve teknolojisi ile onun etkilerine yönelik teorik yapıyı oluşturacak üniversitelerin demiryolu, hava, denizcilik ve kara ulaşımı enstitülerini açması, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı'nın ise bu yapıyı uygulamalı şekilde desteklemesi gerekmektedir. Türkiye'deki ulaşım enstitülerinde lojistik, yol güvenliği, trafik ve yol mühendisliği, teknoloji uygulama bölümü, ulaşım tarihi ve coğrafyası, sosyolojik etkiyi inceleyecek insan bilimleri bölümü, şehircilik ve peyzaj bölümü, akademik yönetim, işletme ve iktisat kütüphanesi ile arşiv bölümleri yer almalıdır. 21. yüzyılda tek yönlü çalışma disiplini ortadan kalmıştır. İnsan ve mal hareketliliğini sağlayan ulaşım gelecek yüzyılın en etkin ve dinamik değerlerinden biridir. Bu nedenle disiplinler arası çalışmalarla sağlıklı ve planlı bir ulaşım ağının oluşturulması için teorik yapının iyi bir çerçeveye sahip olması, teknolojinin ulaşım üzerine yansımalarının doğru şekilde analiz edilmesi için ulaşım enstitüleri Türkiye'de acilen kurulmalıdır.

Kaynakça

Akbulut, G.& Artvinli, E., (2011), "Effects of Turkish Railway Museums on Cultural Tourism" Social and Behavioral Sciences 19, 131-138.
Akbulut, G. ve Sarıkaya, M. (2011), "Effects of Turkish Transport Museums on Cultural Tourism" The 9. Annual Conference of the International Association for the History of Transport, Traffic and Mobility, 6-9 October 2011, Berlin.
Haynes Kingsley E&Gifford Jonathan L.& Pelletiere Danilo (2005), "Sustainable transportation institutions and regional evolution:Global and local perspectives" Journal of Transport Geography, 13 207-221.
TÜİK, 2010, Trafik Kaza İstatistikleri Karayolu, Ankara.
http://www.iutindia.org/ 01.07.2012.
http://www.its.leeds.ac.uk/about/vision/01.07.2012.
http://www.york.ac.uk/inst/irs/irshome/links/links.htm 01.07.2012.
http://gundem.milliyet.com.tr/otobus-okulu-acin/gundem/gundemyazardetay/13.06.2012.


BAŞYAZI
Dr.Haydar ÇAĞLAĞAN (Psikiyatrist)
KTYG Bilim Kurulu Üyesi

ORUÇ TUTMAK, ARAÇ KULLANMAK VE BAYRAMDA SEVDİKLERİMİZE KAVUŞMAK
   
   Yaz mevsiminin tam ortasındayız. Bir taraftan aşırı sıcaklar, öte yandan inananlar için ayların en kıymetlisi olan ramazan. %99'u müslüman olan bir ülkede yaşıyoruz. Bir çok insanımızın oruçlu olduğunu düşünürsek, neredeyse günde 18 saat oruç tutan bir insanın bu süre içinde hayati fonksiyonlarında farklılıklarının olmaması mümkün değildir. Öncelikle tavsiye edildiği ve doğru olduğu için sahura kalkılması, uyku ve dinlenme sürecini olumsuz etkiler. İftar ve sahurda kısa aralıklarla yoğun beslenme ise mide, bağırsak,karaciğer,safra, böbrek ve beyin fonksiyonlarında sorunlar yaşanmasına sebep olur. Her ne kadar zamanla vücut bu değişenlere uyum sağlarsa da .Bir çok hastada karaciğer, böbrek, şeker, ruh sağlığı sorunu olanlar gibi, mevcut sorunlar daha da artar. Hatta hastalıktaki iyileşme süreci, beslenme, su ve elektrolit alımı ve hem de ilaçların kullanma düzeninin bozulması sonucu olumsuz etkilenir ve kötüleşir. bu nedenle hasta kişilerin özellikle doktora danışmadan oruç tutmamaları önerilir.

   Psikiyatrist olarak ben hastamın durumuna göre değerlendirme yapıyor, tutmaması gerekenleri uyarıyor,bir kısmını ise inancı doğrultusunda hareket etmenin onu rahatlatacağı ve huzur bulacağı şeklinde yönlendiriyorum. Çünkü bazı hastalar, oruç tutmamanın gerilim ve stresini yaşıyorlar. Duruma göre onları rahatlatmak gerektiği kanısındayım.

   Yine aynı şekilde yaşlı kişilerin, sağlık sorunları olmasa bile oruç konusunda dikkatli olmaları gerektiği, çünkü sürenin çok uzun  olduğu, beyin ve böbreklerin uzun süre susuz kalmasının, özellikle bu sıcak günlerde, sıkıntı sebebi olacağı bilinmelidir. Yine hasta ve yaşlılar mevsim değişimi olan sürelerde ve mevsimlerin çok sıcak ve çok soğuk olduğu dönemlerde yaşamsal faaliyetlerini azaltmalı ve mecbur kalmadıkça dışarıya çıkmak ve seyahat etmekten kaçınmalıdır.

   İçinde bulunduğumuz dönem, tatil ve seyahatlerin en çok yapıldığı günlerdir. Önümüzde bayram var. Bir çok vatandaşımız tatil ve bayramı bir araya getirip seyahat yapacak, sevdiklerine ve özledikleri yerlere ya da ortamlara kavuşmak için yollara düşecekler. Son günlerde çoğunluk, özel arabasıyla seyahat etmeyi tercih etmektedir. Bunun bir çok nedeni vardır. Ülkemizde maalesef şehir içi ve şehirler arası toplu taşım hizmetleri yeterli değildir. Toplu taşım hizmetleri geliştikçe bilinmelidir ki şehir içi ve şehir dışı hususi araç kullanımı ciddi düzeyde azalacaktır( Yaşadığımız Ankara'da metro ulaşımı olan semtlerde hususi araç kullanımının hissedilir derecede azaldığı, yine hızlı trenin sefere sokulduğu Eskişehir- Ankara, Konya-Ankara arasında da hususi araç trafiğinin kısmen de olsa azaldığı bir tespittir ). İlerki zamanlarda metro duraklarında yeterli park yerlerinin oluşması ve bir takım sorunların çözülmesi ulaşımı kolaylaştırdıkça şehir içi trafiğin de rahatlayacağı ve hususi araç kullanımının azalacağı görülecektir. Hususi araç trafiğinin azalması bu ülke için çoklu kazanç demektir. Hem kazalar azalacak hem dışa bağımlı olduğumuz petrol ve diğer tüketimler düşecek; aynı zamanda birey ve toplumlarda artık klasik hale gelen trafik stresi de kontrol edilmiş ve toplum rahatlamış olacaktır.

   Ülkemizde artık klasik hale gelen bayram öncesi ve sonrası günlük trafik kazaları, can kayıpları, yaralanma, sakat kalma, maddi hasarları kanıksar hale geldik. Kazaları en aza indirmekte ülkede yaşayan herkesin, en az siyasal irade kadar sorumluluğunun olduğu bilincinde olmalıyız.

   Trafik; kişi (sürücü), Yol, Araç, Diğer Sürücülerle ve kurallarla uyumlu hareket edilmesini gerektiren durumdur. Dolayısıyla kendi bireysel durumumuz ( dikkatlilik, yorgunluk, stresli hal,açlık,görme ve algılama durumları) trafikte çok önemlidir. Bilinmelidir ki sıcaktan ve oruçtan tüm bedensel, ruhi, sinirsel fonksiyonlarımız etkilenir. Ve normale göre sıcak ve oruç yukarıda saydığımız değişkenleri etkiler. Bir an önce sevdiklerimize kavuşma arzusunun bizde oluşturduğu gerilim, sevinç ve stresin uyumumuzu ve kontrolümüzü de bozduğunu bilmeliyiz.Bu nedenle hususi araç kazalarının çoğunlukla son saatlerde ve varılacak yere 40-50 km kala olduğu bir gerçektir. Trafik, kontak anahtarı kapanıncaya kadar dikkat gerektirir, laubaliliği ve vurdumduymazlığı affetmez.
   Hiç aklımızdan çıkmaması gereken temel, trafik kurallarına uymaktır; kurallar bozmak için konmuştur yaklaşımı cahillik, ilkellik ve densizliktir. Kendine, ailesine, çocuğuna ve topluma saygısızlıktır. Bilinmelidir ki saygı, toplumun en vazgeçilmez kuralıdır.

   Kullandığımız aracın durumu da trafikte önemlidir. Aracın performansı bir çok koşuldan etkilenir. Son dönemde araçlarda ciddi gelişmeler ve teknolojik özellikler oluştu. Bu durum kullanıcını işini kolaylaştırdığı ve güvenliğini arttırdığı gibi bir çok kişide de yanılgılara neden olabiliyor. Kendini tanımayan kişi aracının gücünü kendi gücü sanabiliyor ve aracıyla güç gösterisine kalkıp, kendisine ve çevresine zarar verebiliyor. Garip olan bir taraf da bu tür davranışlarını sanki marifetmiş gibi sergileyen insanların her geçen gün toplumumuzda arttığını gözlemleyebiliyoruz. Birine sebepsiz korna çalmak, ses çıkararak "caazz.." diye hareket etmek, birinin yolunu kesmek, sebepsiz sürat yapma, 3-5 kez ana yolda S' ler yapıp kendi egosunu tatmin etmek gibi durumlarla sıklıkla karşılaşır olduk.Bu durumdan da anlaşılıyor ki ekonomi veya para toplum düzeninde tek başına bir şey halletmiyor. Eğitim ve öğretimin kişinin kendini geliştirmesinin toplumsal organizasyonda ciddi bir yeri olduğu ve bunun da bizim toplumumuzda  maalesef eksik kaldığı bir başka gerçektir.

YOL VE TRAFİK DÜZENİ en önemli unsurlardır. Yolun kalitesi, yol çizgileri, yolun dar ve geniş oluşu, kavşak v köprüler, trafik işaretlerinin yeri ve büyüklüğü ( trafik işaretleri maalesef yetersiz; yaşadığımız Ankara'da dışarıdan gelen bir sürücünün yol bulması hem Eskişehir, hem de Çankırı girişlerinde ciddi derecede sorunludur.) trafik düzeninin akışında önemlidir. Ankara şehir içinde yabancı sürücü hangi yolun açık, kapalı ya da nereye çıkacağını bilmediği için zorlanmaktadır. Trafik polislerinin ve belediyenin uygulamalarında vatandaş bazen çileden çıkmaktadır. Yol kapalı demek veya yola bir şerit ya da araba koymak sorunu halletmez. Önceden uyarılar yapılmalı, alternatif güzergahlar gösterilmeli ve açılmalıdır.

   Yaz tatilindeyiz ve bayrama gidiyoruz. Kaza olduktan sonra hiç bir mazeretin anlamı yoktur. Amaç sevdiğimiz yerlere gitmekse, sevdiklerimizle birlikte olmak ve hasret gidermekse öncelikle bize düşen görevleri ve kuralları harfiyen yerine getirmemiz gerekmektedir. Eğer trafik kuralları, sürat felakettir diyorsa, kontrolsüz güç güç değildir diyorsak bilmeliyiz ki yılların tecrübesi ve birikimi sonucudur. Kendimizin, aracımızın ve yolun durumuna göre hızımızı, takip mesafemizi, geçiş- sollama durumumuzu ayarlamalı ve koşullara uygun hareket etmeliyiz.

   Yola çıkmadan önce arabamızın tüm teknik özelliklerini gözden geçirmeliyiz.
   Dinlenmiş olarak sürücü koltuğuna oturmalıyız.
   Belirli aralıklarla dinlenme molaları vermeliyiz.
   Kavuşmak arzusuyla yorgunsak, kendimizi iyi hissetmiyorsak, zorlanmadan mola vermeyi peşin peşin kabul etmeliyiz.
   Aracımıza kapasitesinden çok yolcu ve eşya koymamalı ve özellikle görüş mesafemizi bozacak uygulamalardan uzak durmalıyız.
   Araçta bulunan insanların, sürücünün dikkatini bozacak hareket ve girişimlerden uzak durması hele hele strese yol açacak konuşmaları yapmamaları her şeye karışmamaları çok önemli bir durumdur.

   En son öneri, bilinmelidir ki ne kadar süratli giderseniz gidin, en uzun yolda bir saat fark eder. Doğru olan bir an önce bir yere varmak değil, sağ-sağlim, mutlu ve huzurlu sevenlerine kavuşmaktır.

   Umulur ki bu yıl kutsal ramazan ayında ve yaşayacağımız bayramda en az kaza ve kötü haberle karşılaşırız ve toplumsal barış ve huzur içinde nice bayramlara kavuşuruz.


BAŞYAZI
Salim EFENDİOĞLU
KOÇOP Genel Müdürü
www.kocop.com.tr
Ankara

ÜLKEMİZDE LPG'Lİ  ARAÇ GERÇEĞİ

    Ülkemizde LPG sektöründeki en önemli sorun tüketicinin bilinçlendirilmesi için gerekli olan çalışmanın yeterli düzeyde yapılmamasıdır. Bu konuda ilgili bakanlıklara,  meslek odalarına,üniversitelere  yaptıklarından çok daha fazla görevler düşmektedir. 2004 yılında 818.127 motorlu araç LPG kullanırken,2012 yılı mart ayında bu arakam  3,4 milyon araca yükselmiştir. Yani toplam araç sayımızın 1/5 i artık LPG'li  bir sistemle hareket etmektedir.
Hem cevrecilik hemde ekonomik boyutu düşünüldüğünde bütün dünyada daha uzun yıllar kullanılacak olan LPG sektörü ülkemizde gerekli teşvik, denetleme, eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarının yapılmaması sebebi ile bilinçsizce büyümüş ve sıkıntılı bir sürece girmiştir.

    LPG sistemi kullanılan araçlarda dikkat edilmesi gereken en önemli husus montaj kalitesidir. Unutulmamalıdır ki malzeme kalitesinden daha çok uygulamayı yapan firmanın tecrübe ve bilgisi çok önemlidir. Tabiiki kullanılan malzeme de önemli olup araca uygun, servis ve yedek parca sorunu olmayan sistemlerin seçilmesi gerekmektedir.

    Bilinçsizce yapılan montajlar sonrası kullanıcıların yaşadıkları ve çözüm bulmakta zorlandıkları sorunlar sebebi ile kullanıcılar dizel araçlara doğru yönelmeye başlamıştır. Bu hem çevrecilik hem de ekonomik olarak istenmeyen bir sonuçtur.

    Sektörde yer alan her türlü birimin bu durumu göz önüne alarak yapılan işi sadece bir rant kapısı olarak görmek yerine daha iyi bir tanıtım, uygulama da karşılaşılan sorunlarda çözüm ortaklığı ve denetleme çalışmalarına başlamaları gerekmektedir.  Kullanıcılar her konuda bilinçlendirilmeli ve ödedikleri paranın karşılığı verilmelidir.

    Sektörün en büyük avantajı ise halen en ucuz ve sorunsuz olan yakıtın LPG olmasıdır.
    Sektörde yer alan gereksiz yükler montaj atölyeleri tarafından kullanıcılar üzerinden alınarak sistem maliyetleri düşürülmelidir.

    Her yetkili LPG montaj atölyesinde zorunlu olarak mühendis istihdam ettirilmektedir. Fakat ne yazık ki atölyelerde montaj sırasında bulunması gereken bu mühendis arkadaşlarımızın büyük bir kısmı görevlerinin başında değildir. Bu durumu çok iyi irdelemek ve çözmek gerekmektedir. Bu durum atölyelere ve dolaylı olarak vatandaşa ek maliyet getirmektedir. Aynı zamanda bazı mühendis arkadaşlara da hak etmedikleri bir gelir kaynağı olmaktadır.

    Atölyelerde çalışan ve aldıkları ücretler ile montaj maliyetlerini ciddi miktarda artıran ve montaj sonrası projesini hazırlayıp altına imza atmak zorunda olan LPG yetki belgesine sahip olan mühendis arkadaşlarımızın bu araçlar için gerekli olan sızdırmazlık raporunu hazırlayamamasını anlamakta güçlük çekmekteyim.

    Fakat asla ilgili odanın kendine bağlı olan mühendis arkadaşlara güvenmediğini yâda sızdırmazlık raporunu bir rant kapısı olarak gördüğünü düşünmek veya ilgili mühendis arkadaşlarımın mühendislik onurunu yerler altına alarak projesine imza attıkları montajlarda uygun olmayan bir uygulamaya girebileceklerini akla getirmekte düşünülemez.

    BİLİM SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI sektörde 2013 yılında daha etkin bir denetimi  TUVTÜRK, MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI VE ÜNİVERSİTELERLE başlatmalıdır. Zira 2009-2011 yılları arasında LPG araç tankı patlamalarından veya çarpışmalardan kaynaklanan 19 kişi ölmüş ve 27 kişide yaralanmıştır (1).  

    Umarız ki bu düzenlemeler ve denetlemelerle ilgili birim ve atölyeler daha verimli ve şeffaf çalışmak zorunda kalacak ve araçlardaki sistemler daha güvenli ve kaliteli olacaktır. Sistemde çalışan mühendis arkadaşlarımız ise daha aktif ve meslek onurlarına uygun bir rol alabilecektir.

    Son söz olarak unutulmamalıdır ki sıralayabileceğimiz bir çok  avantajı olmasına rağmen, sadece  dünyamızı ve geleceğimizi  daha fazla kirletmememizi sağladığı için bile LPG kullanımını yaygınlaştırmalıyız.

(1)Karayolu Trafik ve Yol Güvenliği Araştırma Derneği kaynakları,2012



BAŞYAZI
Elif TAŞKIN-Türk Kızılayı İlk Yardım Eğitmeni
www.ilkyardim.org.tr

İLK YARDIM VE HAYAT KURTARMADA ÖNEMİ
GİRİŞ
Trafik kazalarında ilk yardım hayat kurtarmada saniye ve dakikalarla sınırlıdır. İlk 5 dakika da yapılacak mudahale ile  ilk 15 dakika sonra yapılacak mudahele arasında yaklaşık 3 katı hayatın eksi olması veya hayata dönüşü vardır. Türkiye de her profesyonel araç kullanıcısının teorik değil, uygulama açısından kendisini, yolcusunu veya bir kaza anında diğer tarafı kurtarması eğitimi alması zorunlu olmalıdır.Diğer çok önemli konuda ilk yardım araçlarının daima yollarının açık olması ve geçiş üstünlüğünün tam sağlanmasıdır.Yolları kapalı veya geçiş üstünlüğü sağlanmayan ülkelerde Maalesef hayat kurtarma için gerekli zaman yollarda geçtiğinden çoğu kez kurtarılacak hasta hasta eksiye düşmektedir.Bu durum Türkiye'nin en önemli sorunu olarak tüm araç kullanıcılarının önünde durmaktadır.
YARDIMIN TEMEL UYGULAMALARI

İlk Yardım; Herhangi bir kaza ya da yaşamı tehlikeye düşüren bir durumda, sağlık görevlilerinin tıbbi yardımı sağlanıncaya kadar, hayatın kurtarılması ya da durumun daha kötüye gitmesini önlemek amacıyla olay yerinde, tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut araç ve gereçlerle yapılan ilaçsız uygulamalardır

Koruma: Olay yerinde olası tehlikeleri belirleyerek güvenli bir çevre oluşturmaktır.
- Olay trafik kazası ise;
o    Kazaya uğrayan araç mümkünse güvenli bir alana alınmalıdır.
o    Olay yeri görünebilir biçimde işaretlenmelidir.
o    Meraklı kişiler olay yerinden uzaklaştırılmalıdır.
o    Kazaya uğrayan aracın kontak anahtarı kapatılmalıdır.
o    Aracın yakınında sigara içilmemeli ve içilmesine izin verilmemelidir.
- Olay yerinde gaz varlığı söz konusu ise, patlama ve zehirlenmelerin önlenmesi için;
o    Gaz tüpünün vanası kapatılmalı, ortam havalandırılmalıdır.
o    Kıvılcım oluşturacak ışıklandırma ya da çağrı araçlarının kullanımına izin verilmemelidir.
- Her türlü olayda;
o    Öncelikle olay yeri güvenliği sağlanmalıdır.
o    Olay yeri güvenliği sağlanabiliniyor ise, hasta ya da yaralılar kesinlikle yerlerinden kımıldatılmamalıdır.
o    Hasta ya da yaralılar yaşam bulguları yönünden değerlendirilmelidir.
o    Bilinç kaybı olanlar ile solunum, dolaşım, kanama vb. problemi olan hasta ya da yaralılar belirlenerek, öncelikle müdahale edilmelidir.
o    Kanamalı durumlarda Hepatit B, C, ve HIV/AIDS gibi hastalıklara karşı korunmak için müdahaleden önce mutlaka eldiven giyilmelidir.

Bildirme: Herhangi bir kaza ya da ani bir hastalık durumunda, tıbbi yardım için en hızlı şekilde 112 aranarak haber verilmesidir. Duruma göre itfaiye (110), zehir danışma merkezi (114), emniyet güçleri (Polis-155 / Jandarma-156) de aranabilir.
Tıbbi yardım için 112 arandığında; kesin yer ve adres, olayın tanımı, hasta ya da yaralı sayısı, durumları, arayan kişi, hangi numaradan aradığı, nasıl bir yardım alındığı ya da olay yerindeki olanaklar açıklanmalıdır.

Kurtarma: Olay yerinde hasta yaralılara müdahale; hızlı ancak sakin ve bilinçli bir şekilde yapılmalıdır. Hasta ya da yaralının durumunun değerlendirilmesine bağlı olarak ilk yardım yapılmalıdır. Eğer ilk yardım bilinmiyorsa asla hasta ya da yaralıya dokunulmamalı ve yaralı kımıldatılmamalıdır. Sadece 112 aranmalıdır.

SOLUNUM YOLU TIKANIKLARINDA İLK YARDIM
Solunum yolunun, solunumu gerçekleştirmesi için gerekli havanın geçmesine engel olacak şekilde tıkanmasıdır. İki türlü tıkanma vardır:
Kısmi tıkanma: Az da olsa, bir miktar hava geçişinin olduğu duruma kısmi tıkanma denir. Kısmi tıkanma durumunda; kişi öksürür, nefes alabilir, konuşabilir. İlk yardım olarak, kişiye dokunulmaz ve öksürmeye teşvik edilir.
Tam tıkanma: Hava girişinin tamamen engellendiği duruma tam tıkanma denir. Tam tıkanma durumunda; kişi nefes alamaz, acı çeker gibi ellerini boynuna götürür, konuşamaz, rengi morarmıştır. İlk yardım olarak, Heimlich Manevrası yapılır.
Yetişkin ve Çocuklarda Heimlich Manevrası;
o    Hasta ayakta ya da oturur pozisyonda olabilir.
o    Bilinci kontrol edilir.
o    Sırtına iki kürek kemiği arasına 5-7 kez vurulur.
o    Cismin çıkıp - çıkmadığı ağız içerisinden kontrol edilir.
o    Çıkmadıysa, arkadan sarılarak gövdesi kavranır.
o    Bir el yumruk yapılarak, başparmak çıkıntısı midenin üst kısmına, göğüs kemiği altına gelecek şekilde yerleştirilir. Diğer el ile yumruk yapılan el kavranır.
o    Kuvvetle arkaya ve yukarı doğru bastırılır.
o    Bu hareket 5-7 kez yabancı cisim çıkıncaya kadar tekrarlanılır.
KANAMALARDA İLK YARDIM
A-Dış kanamalarda ilk yardım
Amaç: Kanamayı kısa zamanda kontrol altına almak ve yarayı temiz tutmaktır!
"    Yara üzerine temiz bir bez parçası ya da gazlı bezle direkt baskı uygulanır,
"    Kanama durmazsa; birinci bezi kaldırmadan ikinci bir bez konarak basınç arttırılır,
"    Gerekirse bandaj ile sarılarak kanlanmış bezler kaldırılmadan basınç artırılarak sürdürülür,
"    Kanayan bölgeye en yakın basınç noktasına bası uygulanır,
"    Kanama kol ya da bacaklardaysa ve kırık şüphesi yoksa, kanama bölgesini kalp hizasından yukarıda tutulur,
"    Şok pozisyonu verilir,
"    Sık sık yaşam bulguları kontrol edilir ( 2-3 dk. arayla ).
B-KIRIKLARDA İLK YARDIM
o    Hasta ya da yaralı hareket ettirilmez.
o    Ani hareketlerden kaçınılır, kırık kemik düzeltilmeye çalışılmaz.
o    Kırık kolda ise; şişlik oluşacağından yüzük, saat vb. takılar ya da eşyalar çıkartılır.
o    Kırık bölge hareket ettirilmez.
o    Açık kırık varsa; tespitten önce yara üzeri temiz bir bezle kapatılır.
o    Kırık olan bölge sabitlenir.
o    Tıbbi yardım istenir ( 112)
C-YARALANMALARDA İLK YARDIM
o    Kanama varsa durdurulur.
o    Batan cisim varsa çıkarılmaz.
o    Yaralının sağlık kuruluşuna gitmesi sağlanır.
o    Yaralı tetanozdan korunmak için uyarılır.
o    Tıbbi yardım istenir (112)

Kazanın Olduğu Yüzeye Göre Trafik Kazası ve Sonuçları
Yolun Yüzeyi
Toplam Kaza
Ölümlü Kaza
Yaralanmalı Kaza
Karlı
453
16
437
Buzlu
718
21
697
BAŞYAZI

İlhami ULUDAĞ; uludago@uludagotolastik.com,Uludağ Lastik Bayii, Ankara
Haluk Yiğit DEDEOĞLU; h@yigitdedeoglu.com İleri Sürüş Teknikleri Uzmanı, KTYG İstanbul
İl Temsilcisi

KIŞ LASTİĞİNİ CAN VE MAL GÜVENLİĞİNİZ İÇİN TAKMAYA
HAZIRMISINIZ…?

Kış lastikleri... Avrupa'da bazı ülkelerde "zorunlu" bazılarında ise "tercihli" olmasına karşın sürücülerin büyük çoğunluğu zor duruma düşmemek ve trafiğin akışını aksatmamak için kış aylarında araçlarında kış lastiği kullanmaktadırlar.

Ülkemizde ise kış mevsiminde kullanılması zorunlu olması yolunda bazı adımlar atılmıştır. Karayolu Trafik Güvenliği Kurulu'nun 124'üncü toplantısında 10 yıllık “Trafik Güvenliği Eylem Planın’da  kademeli olarak araçlarda kışın kış lastiği zorunluluğu ve denetim boyutu açıklanmıştır. Eylem Planı 31.07.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kapsamda araçların  2015 yılına kadar  % 50 sinin lastiklerinin denetimden geçirileceği vurgulanmaktadır.

KIŞ LASTİĞİ NEDİR? HANGİ ZAMANLARDA KULLANILIR?
Kış lastiğinin en büyük özelliği yaz lastiklerinin aksine 7 °C'nin altında ki sıcaklıklarda sertleşmemesi ve içerisinde ki silica esaslı malzemenin daha yumuşak olmasından dolayı soğuk hava şartlarında, kuru ya da karlı, buzlu zeminlerde tutunmayı artırmasıdır. Bunun yanı sıra desen ve profili diğer lastiklere göre daha farklıdır. Bu sayede frenleme ve tutunma kabiliyeti daha yüksek olduğu gibi çekiş özelliği de daha fazladır.

Kış lastiği kullanmak için yağışların beklenmemesi, hava sıcaklıklarının düştüğü (kış aylarında) kullanılması gerekir. (7 °C'nin altında yaz lastikleri tutunma özelliğini büyük ölçüde kaybeder) Kış lastiği kullanımı için tavsiye edilen zaman aralığı Türkiye için 1 Kasım - 31 Nisan tarihleri arasıdır.

KAR LASTİĞİ NEDİR?
Bazı ülkelerde (Örn. ABD) Snow Tyre olarak ve ülkemizde halk arasında kar lastiği olarak adlandırılsada "Kar Lastiği" olarak ayrı bir lastik sınıfı olmamakla birlikte aslı "Kış Lastiği"dir.
Kar lastiği olarak yanlış isimlendirmenin en büyük olumsuz etkilerinden biride aslında kış lastiği olan lastiğin yalnızca karlı zeminlerde kullanılacağı ve kullanıldığı durumlarda da hiçbir durumda ek olarak kar paleti ya da zincirine gerek duyulmayacağı düşüncesini yaratmasıdır.

KIŞ LASTİĞİ ALIRKEN VE KULLANIRKEN ?
Kış lastiklerinin aşağıdaki sembolü taşımaları gerekir. Bu şekilde o lastiğin kış lastiği olduğunu anlayabilirsiniz. Ayrıca asgari diş derinliği kış lastiklerinde en az 4 mm olmalıdır. Aksi halde işlevini büyük ölçüde yitirmiş olacaktır.  Kış lastiklerinin sadece çekişin olduğu tekerleklere değil 4 tekerleğe birden takılması gerektiğini de belirtmekte fayda var.








kış lastiği sembolü

KIŞ LASTİĞİ VARSA ZİNCİR TAKMAYA GEREK VAR MI?
Kış lastiğimiz olmasına karşın bazı hava ve yol şartlarında zincir kullanmamız gerekebilir. Trafik yetkililerinin talebi doğrultusunda ya da kış lastiğinin yetersiz kaldığı durumlarda zincir takılması gerekir. Böyle bir durumda 4 lastiğe birden zincir takılması doğru olacaktır. Yaygın düşüncenin aksine sadece çeker dingil üzerinde bulunan lastiklere zincir takıldığında aracın çekişi kuvvetlendirilir fakat frenleme ve  sürüş esnasında aracın stabil bir şekilde yola tutunması güçleşir.

KIŞ LASTİKLERİ YILIN 4 MEVSİMİNDE DE KULLANILABİLİR Mİ?
Yaz lastiklerini kışın kullanmak doğru olmadığı gibi kış lastiklerini de yaz aylarında kullanmamız doğru değildir.  Kış lastiklerini yaz mevsimlerinde kullanmamız kış lastiklerinin daha yumuşak olması sebebiyle daha çabuk aşınmasına, yakıt sarfiyatının artmasına ve  yaz lastiğine göre daha çok ses yapmasına sebep olur. Aynı şekilde frenleme esnasında da yaz lastiği kadar performans sergilemez.


KIŞ LASTİKLERİMİZİ YAZIN, YAZ LASTİKLERİMİZİ KIŞIN NASIL MUHAFAZA ETMELİYİZ?
Lastiklerimiz daima rutubetsiz ortamlarda bulunmalı, yüksek sıcaklıklara ve direkt olarak güneş ışığına maruz kalmayacak şekilde depolanmalıdır.  Altlarında palet çatal vb. Bir malzeme kullanılarak zeminden yaklaşık olarak 10 cm kadar yüksek  mesafede tutulması ve dik konumda olması önemlidir. Uzun süreli depolamalarda şekil bozukluklarına sebep olmaması adına lastikler en az ayda bir defa döndürülmelidir.


DÖRT MEVSİM LASTİKLERİ KIŞ LASTİĞİNİN YERİNİ TUTABİLİRMİ ?
M+S lastikleri (M=Mud=Çamur S=Snow=Kar) ya da 4 mevsim ismiyle anılan lastikler yukarıda belirtilen kış lastiği sembolünü  taşımıyorsa Kış lastiği olarak isimlendirilemez ve kullanılamaz. Üzerinde sadece M+S ibaresi olan lastiklerin kışın kış lastiği kadar güvenli bir sürüş sağlamadığı ve  yeterli tutunmayı sağlayamayacağı bilinmelidir.

TÜRKİYE'DE KIŞ LASTİĞİ KULLANIMI NEDİR?
Ülkemizde kış lastiği kullanım oranı kesin bir veri olmamasına rağmen  % 15-20 civarı olduğu tahmin edlmektedir.  Kış lastiği talebinin % 50'lik bir kısmını iç Anadolu ve doğu illeri oluşturuyor.  2005 yılı sonrası araç sürücülerinin kış lastiği konusunda daha çok bilgilendiği ve kış lastiklerine olan ilginin arttığı gözlemlenmektedir. Özellikle Ankara'da ve son yıllarda İstanbul'da da kış lastiği kullanma alışkanlığının arttığı lastik firmalarının satış değerlerine bakıldığında görülmektedir.

ÇİVİLİ LASTİK KULLANIMI YASALMIDIR?
Çivili lastikler kış koşullarında buzlanmanın olduğu zeminlerde yol tutuşu sağlar. Fakat beraberinde çeşitli dezavantajları da getirir.  Çivili lastikler buzlu zeminler dışında sürat arttıkça yol tutuşu sağlayamaz ve fren mesafesi ciddi oranda artar. Bununla birlikte yoğun bir ses  yapar, asfalta zarar verir ve yüksek hızlarda çivilerin fırlamasıyla kazalara sebebiyet verebilir.  Çivili lastik kullanımı tavsiye edilmemekle birlikte birçok Avrupa ülkesinde çivili lastik kullanımı yasaklanmıştır.Türkiye'de çivili lastik imal ve ithal etmek yasaktır.

LASTİKLERİN ÖMRÜ NE KADARDIR?
Doğru koşullarda saklandığı takdirde lastiklerin raf bekleme süresi  5 yıl olmakla birlikte bunu üzerinde yazan üretim tarihinden anlayabilirsiniz. Üretim tarihi lastiklerin üzerinde hafta ve yıl olarak yazar. Örnek: " 3812 " yazan bir lastik 2012 yılının 38.haftası üretilmiş anlamına gelir. 5 yıldan fazla beklemiş satılmamış lastikleri almamanız gerekmektedir.  Çünkü 5 yıl boyunca kullanılmayan yani yatık lastikler özelliğini kaybeder ve diş derinliği bakımından yeni olsa dahi yeterli tutunmayı sağlayamaz.  Kullanılan bir lastik yatan bir lastiğe göre yapısını daha iyi korur. Araç kullanım tarzı, kullanılan yol-zemin,  hava şartları vb. durumlar lastiğin ömrünü değiştirmekle birlikte yaklaşık 40-50 bin km kullanılabilir. Kış lastikleri yaz lastiklerine oranla daha yumuşak olduğu için daha çabuk aşınır, kış lastiklerinin diş derinliği 4 mm'nin altına indiğinde değiştirilmesi gerekmektedir.

YAZ LASTİĞİ VE KIŞ LASTİĞİ  FRENAJ  MESAFELERİ NEDİR ?
50 km/h hızda ve kar üzerinde yapılan fren testlerinde durma mesafesi;
kış lastikleri ile 35 m,yaz lastikleri ile 43 m ölçülmüştür.

30 km/ h hızda ve buz üzerinde yapılan fren testlerinde durma mesafesi;
kış lastikleri ile 57 m, yaz lastikleri ile 68 m ölçülmüştür.
Kaynak: FRENTEKNİK Test Laboratuvarı

KIŞ LASTİĞİ İLE STANDART LASTİK ARASINDAKİ FARKLARLAR NELERDİR?
-          Kış lastikleri -30°C dereceye kadar soğuğa dayanıklıdır.
-          Kış lastikleri soğuk, ıslak, karlı ve buzlu zeminlerde çok daha kısa fren mesafesi sağlar.
-          Kış lastikleri zor şartlarda ABS gibi güvenlik donanımlarının sağlıklı çalışmasını sağlar.
-          Kış lastikleri standart lastiklere göre soğuk, ıslak, karlı ve buzlu zeminlerde yakıt tasarrufu sağlar.
-          Kış lastiklerinin diş derinlikleri standart lastiklere göre daha fazladır.








Kaynak:TUİK,2010



BAŞYAZI
H.Yiğit DEDEOĞLU
İleri Sürüş Teknikleri Uzmanı
Karayolu Trafik ve Yol Güvenliği Araştırma Derneği
(KTYG) İstanbul Temsilcisi

KIŞ AYLARINDA  KARLI VE BUZLU ZEMİNLERDE ARAÇ KULLANIMI

Kış şartlarında araç kullanmak yaz aylarına göre daha çok dikkat ve konsantrasyon isteyen ve önlem almayı gerektiren bir husustur.

Özellikle kar yağışlı havalarda sürücüler belediyelerden tuzlama çalışması beklemekte ve büyük çoğunluğu önlem almamaktadır. Oysaki biz sürücülere de büyük görevler düşmektedir. Eğer sürücüler kış şartlarında almaları gereken önlemleri alırsa belediyeler ve karayollarının yapmakta olduğu tuzlama çalışmaları ve solüsyon uygulamalarının çevreye, araçlara ve ülke ekonomisine verdiği zararlar minimuma inecektir. Bildiğiniz gibi her kış yurt genelinde yüz binlerce ton tuz karayollarına serpilmekte ve bu tuzlar eriyen kar suları ile karayollarının yakınlarında bulunan doğayı tahrip etmekte ve bitki örtüsünü kurutmakta aynı zamanda küçük göletlerde birikerek yabani hayvanların içme sularını da zehirlemektedir. Tuzun ayrıca araçlar üzerinde paslandırıcı ve çürütücü etkisi de oldukça fazladır.


Sürücüler kışın hangi önlemleri alarak bu tahribatları ve
kaza risklerini azaltabilir ?

Sürücülerin alacağı önlemlerin başında tabi ki kış lastikleri geliyor. Kış lastiği ticari olarak yük ve yolcu nakli yapan araçlar için zorunlu hale getirilse de kış aylarında trafiğe çıkacak tüm araçların kış lastiği takması gereklidir. Bu sürücülerin kış şartlarında daha emniyetli seyahat etmeleri ve sürüş güvenliğini artırmaları demektir. Ayrıca, yolda kalarak trafiği aksatmadan araç kullandıkları içinde kışın yollar daha güvenli olacak ve trafik akışı aksamayacaktır.


Tabi ki araçlara sadece kış lastiği takmak çözüm olmamaktadır. Araçların kış bakımlarının da  yapılmış olması ve bagajlarında kar zinciri, çekme halatı ve takoz gibi gerekli malzemelerin bulundurulması da gerekmektedir.

Aracımızda kış lastiği olsa dahi bazı yol ve hava koşullarında kar zinciri takılması gerekebilir. Unutmayın aracınızda kış lastiği olsa bile yanınızda zincir bulundurmanız ve yetkililerin takmanızı istedikleri durumlarda kullanmanız gerekmektedir.


Kış lastiği, takoz, kar zinciri vb. yeterli donanımız olsa dahi  karlı ve buzlu havadalarda sürüş esnasında nelere dikkat etmeliyiz?

Bu gibi durumlarda kış lastiklerimizin havasının tam ayrıca 4 lastiğimizin de aynı marka, aynı tip ve aynı desen olması gerekmektedir. Çünkü diş derinliklerinin farklı olması ya da farklı desenlerde olması aracın yola tutunmasını olumsuz yönde etkileyeceği unutulmamalıdır.

Bunun yanında karlı havalarda aracın yol tutuşunun yaz aylarda ki kadar olmayacağı bilinmeli, süratimizi zemin ve hava koşullarına uygun ölçüde düşürerek araç kullanmalıyız. Virajlara olabildiğince yavaş girerek ve takip mesafesini koruyarak araç kullanmalı, kesinlikle ani fren, direksiyon ve gaz müdahalelerinden kaçınmalıyız. Aynı şekilde vites değişimlerinin daha dikkatli ve yavaş bir şekilde yapılması, debriyaj ve gaz pedallarına yumuşak müdahalelerde bulunulması aracın üzerinde ki ağırlık transferinin minimum olmasını sağlar ve bu sebepten  ani kayma ve savrulma hadiseleri başımıza gelmez.

Son olarak özellikle etrafı açık ve rüzgar alan yollarda, köprü ve viyadüklerde buzlanma riski daha fazladır. Bu bölgelere gelmeden önce hız düşürülerek buzlanmanın getirdiği olumsuzluklardan etkilenilmemelidir.


BAŞYAZI
İhsan MEMİŞ
ARAÇ SÜRÜCÜLERİNE İLK VE ACİL YARDIM KURSU PROJESİ


    Türkiye DSÖ kayıtlarına göre trafik ve yol güvenliğinde en riskli 10 ülke arasında bulunmaktadır. Türkiye de yıllık kaza sayısı 1.300.000  olurken yaralı sayımızda 230 bin kişiyi bulmaktadır. Ancak bu yaralıların bir kısmı olay yerinde ambulans beklerken, yollarda, hastanelerde veya daha sonra evlerinde de ölmektedirler. En büyük kayıpta yaralıların ambulans beklerken ambulansın yol veya hava şartlarından  çok gecikmesi ve  bu sürede  hastanın her saniyesinin zayi edilerek daha çok ağırlaşması ve komaya  girerek kayıp edilmesidir.

    Türkiye de MEB tarafından verdirilen MTSK eğitimlerin de ilk ve acil yardım çok yetersiz olduğu gibi, uygulamadan da çok uzaktır. Yani araç sürücüleri bir kaza anında yaralılara bakıp üzülmekte ve dua etmekten başka hiçbir şey yapmamaktadırlar. Halbuki geçen 0-15-30 dakika aralığında ilk ve acil yardım hemen yapılabilse çok insanlarımız eksiye düşmeyecek ve ambulans geldiğinde de daha çok hayata tutunacaklardır.

    Bunu yakından gözlemleyen Derneğimiz, TÜRK-KIZILAY'IN dan destek alarak tüm üyelerine bir kaza anında insan kurtaracak İLK VE ACİL YARDIM kursu açarak toplamda 16 saat olmak üzere her ay 20 kişiye eğitim vermektedir. Şubat 2013 ayında başlayan kurslar Haziran 2013 ayında tamamlanacaktır.

    İnsan kurtarma merkezli bu kursta başlıca dersler; insan vücudu,olay yeri değerlendirmesi,ilk yardım temel uygulaması,temel yaşam desteği uygulaması,solunum yolu tıkanıkları,boğulmalar,bilinç kaybında ilk yardım,yanıklar ve donmalarda ilk yardım,kırılma,burkulmalarda ilk yardım,yaralı taşıma teknikleri,yaralı taşıma uygulamaları gibi bir çok ana konular işlenerek üyelerimize öğretilecektir. Bu çalışma bir proje kapsamında 5 ay Ankara da yapılacak ve daha sonrada Diğer illerimizde uygulamaya konulacaktır.

    Böylece ilk ve acil yardım eğitimi alan üyelerimiz bir kaza anında ambulans gelinceye kadar öğrendikleri ile hem kendisine ve hem de karşısındakilere yardımcı olacak ve bu nedenle birçok hayat kurtarılacaktır. 


BAŞYAZI
        
Semih BAYDAR
KTYG Derneği Genel Bşk. Yrd.
Trafik öğretmeni, Fahri Trafik Müfettişi
               
ULUSLARARASI  GÜVENLİ  TRAFİK  PROJELERİ VE TÜRKİYE

Trafik kazaları toplumun bütün kesimlerini etkileyen global bir güvenlik ve sağlık problemidir. Dünya üzerinde karayollarında meydana gelen Trafik kazalarında elde edilen verilere göre her yıl 1.300.000 kişi hayatını kaybetmekte ve 50 milyonun üzerinde kişi de yaralanmaktadır. Türkiye'de ise her yıl yaklaşık 8.500  insan trafik kazalarında hayatını kaybetmekte ve 230 bin insanımızda yaralanmaktadır. Bu yaralanmaların %75 i ayakta tedavi görürken, geri kalan % 25 i geçici veya daimi sakatlık yaşamaktadır. Ayrıca kaza geçiren aileler uzun süre travma ve stres yaşamakta ve bir kısmı da hayattan kopmaktadırlar. Otoriteler  trafik Kazalarını ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak algılamaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), bu duruma müdahale edilmediği takdirde Dünya genelinde önemli sorun olarak görülen Trafik kazalarının artması ve 2030 yılına kadar  ilk beş ölüm nedeni arasında yerini almasının beklendiğini belirtmektedir. DSÖ tarafından hazırlanan Trafik Kazalarının Önlenmesine İlişkin Küresel Rapor'un ardından gerçekleştirilen çeşitli toplantılar ve Birleşmiş Milletler kararı ile yol güvenliği bilinci tüm dünyada artmış ve ülkeler konuya yönelik uzun vadeli politikalar geliştirmeye başlamışlardır. Yine DSÖ tarafından hazırlanan 2009 yılı Küresel Yol Güvenliği Durum Raporu doğrultusunda Merkezi New York' da bulunan Bloomberg Vakfı'nın, 10 ülkede proje başlatmak üzere DSÖ' ne maddi kaynak ayırmasının ardından Türkiye, 10 ülkede "Yol Güvenliği Projeleri" (RS 10) içinde yerini almıştır. Diğer 9 ülke; Brezilya, Meksika, Mısır, Kenya, Çin, Vietnam, Rusya, Kamboçya ve Hindistandır.

2009 yılı Haziran ayında planlama çalışmaları başlatılan projenin uygulama illeri olarak Afyon ve Ankara, risk faktörleri olarak ise HIZ VE EMNİYET KEMERİ seçilmiştir. İlk toplantı 4.Haziran.2010 tarihinde Ankara'da, ikinci toplantı 25.Ocak.2011 tarihinde Afyon ilinde yapılmıştır. 2013 yılı içinde Antalya ili proje kapsamına dahil edilecektir. Projenin ülkemizdeki belli başlı uygulayıcıları; DSÖ, Sağlık ve İçişleri Bakanlıkları, Emniyet Genel Müdürlüğü, en önemli destekçileri ise Ulaştırma, Milli Savunma ve Milli Eğitim Bakanlıkları ile 3 üniversite ve Derneğimizdir. Derneğimiz, 2010 yılı Haziran ayından beri RS10 proje toplantılarına Sivil Toplum Kuruluşu kimliğiyle üç kişiyle katılmakta ve farklı çalıştaylar da aktif görev almaktadır.

Derneğimiz 2013 yılı için DSÖ nün desteklediği GRSP ye yönelik 24 aylık uygulamayı gerektiren proje hazırlamış ve Cenevreye göndermiştir. Ayrıca İçişleri Bakanlığının hibe projeleri kapsamında altı aylık bir süreyi kapsayan bir  proje hazırlamıştır. Genel merkez yönetim kurulu olarak DSÖ Türkiye temsilciliği tarafından organize edilen söz konusu toplantılara aksatmadan katılarak risk faktörleri olarak belirlenen HIZ ve EMNİYET KEMERİ kullanımı konularında  bilgi birikimi ve tecrübemizle aktif rol oynamaktayız. Bunun dışında AB projeleri içerişsinde tüm çalıştaylara katılırken bilgi birikimi ve çözüm önerilerimizle   yabancı ülke uzmanları nezdinde  takdir edildiğimiz hususunu bilgilerinize sunmak isterim.

Diğer önemli bir hususta merkezi Brüksel de bulunan Avrupa Trafik Kaza Mağdurları Federasyonuna (FEVR) üyelik başvurusudur.Bu çalışmalar Türkiye de hükümet dışı  STK önemli bir mesafedir. Sivil yapılanmanın artması açısından önemli bir kazanımdır.

(1)DSÖ: Dünya Sağlık Örgütü
(2)(GRSP): Global  Yol Güvenliği Programı
(3)(RS): Güvenli Yollar